Arkadaşlar bulmak

Excalibur 27 inç Monitör deneyimi

2020.11.27 15:42 Late_Needleworker_92 Excalibur 27 inç Monitör deneyimi

Arkadaşlar selamlar. RTX 3070 ekran kartı deneyimine sonunda erişebildim. Ancak ekran kartını destekleyecek bir monitöre ihtiyacım vardı. Bu yüzden geniş ekranlı fiyatı piyasaya uygun bir monitör arıyordum uzun zamandır. Döviz nedeniyle uçmuş olan fiyatlar arasından uzun araştırmalar sonucunda Excalibur 27 inç ekranla karşılaştım. İlk bakışta kafamda fiyatıyla soru işareti oluştursa da denemeye değer bir fiyatı olduğunu fark ederek 2200 TL civarı bir fiyata internetten sipariş verdim.
Artık bu fiyatlara 144 HZ monitör bulmak zor. Özellikle benim gibi Valorant ve Call of Duty gibi multiplayer FPS hastasıysanız kesinlikle bu monitörlere sahip olmanız gerekiyor.
Her neyse… Siparişi verdikten sonra biraz bekledim kargo için. Galiba kargo şirketinde biraz noksanlıklar var. Kutu gayet iyi bir şekilde hazırlanmıştı. Monitör de gayet güzel çalışıyor. 27 inç olması FPS düşürür normalde oyun hastaları bilir. Ancak neredeyse evin televizyonu diye kullanacağım. Tavsiye ediyorum
submitted by Late_Needleworker_92 to gaming [link] [comments]


2020.11.24 10:55 ALLAHSIZBRUH31 BREAKİNG BAD İZLEYİP GAZA GELDİM VE BAŞIMA GELENLER

Arkadaşlar ben uyuşturucu işine girmeye karar verdim. Babaoğlu Döner diye bir şirket kurdum. Dağıtım ağını bu şirket üzerinden yönetecektim. Güvenlik olarak sokakta 50 kuruş verdiğim arkadaşı yaptım. Beni unutmayıp ''senin mevzun bizim mevzumuzdur abey ! '' diye bağırdı. Uyuşturucuyu yapan kişi ise arkadaşım Bünyamin. Babası Kimya öğretmeniydi. Ben de bunu bildiğim için son 2 senedir onla arkadaş oldum. Sürekli bir şeyler ısmarladım bana ısınması için. Neyse bu babasından öğrendiği taktiklerle uyuşturucu yapmaya başladı. Mal gayet güzeldi. Tam dağıtmaya başlayacaktık ki restorana yemekleri denetlemesi için adamlar geldi. İşin kötü tarafı uyuşturucular sebzelerin yanında bulunuyordu. Ben de M16'mı alıp hepsini vurdum görmemeleri için. İlk suç kariyerimde böyle başladı. Sonra polisler geldi kimin öldürdüğünü bulmak için. Ben hiç parmak izi bırakmamıştım ve bütün kamera kayıtlarını silmiştim. Beni bulmaları imkansızdı. Fakat bir not bırakmıştım. Walter'ın lakabı Heisenbergdi . Ben de kendime bir lakap buldum. LOZAN ALLAHI. ve notta da şöyle yazıyordu: '' BEN LOZAN ALLAHI, O BULDUĞUNUZ UYUŞTURUCULARI BEN VE EKİBİM ÜRETİYORUZ. BİZE BULAŞMAYA KALKMAYIN YOKSA SONUNUZ BUNLAR GİBİ OLUR '' bu yazıyı okuyunca herkes kaçmaya başladı. kaldığımız yerden devam edelim. Yaşadığım tecrübelere dayanarak uyuşturucuları depo gibi bir yerde saklamaya başladım. Sonra bunları satmaya başladık. Baya iyi para geliyordu. 3 ayda 120 milyon lira kazandım. Keko arkadaşa 10 milyon, uyuşturucu yapan arkadaşa 20 milyon veriyordum. Sonra bizim satış yaptığımız bölgelerde ( Bahçelievler, Bağcılar, Fatih ) yeni rakipler belirmeye başladı. Bunları keko arkadaş halletti. Fakat sorun şuydu ki öldürürken yakalanmıştı adamları. Hemen Saul Goodman gibi bir avukat bulmaya başladım. Avukat Abdülrezzak beyi buldum. Çok iyi bir avukattı. En son duyduğuma göre Süleyman Soylu'nun avukatlığını yapıyormuş. Bu keko arkadaşı kurtardı. 10 milyon da buna verdik. Ve böylece 5 sene boyunca sattık. 5 sene sonunda artık milyarderdim. 2 Milyar liram olmuştu. Artık illegal işler yapmaktan bıkmıştım. Bu yüzden bütün uyuşturucu satan adamlarımı ve güvenliğimi bizzat kendim öldürdüm. Ve bütün uyuşturucuları yaktım. 2 milyar liramla Türk arama motoru Aratsana'yı satın aldım. Fakat tutmadığı için siteyi kapattım. Şu anda 0 liram var ve sokakta dileniyorum. Aylık 20 bin tl kazanıyorum. Bu parayı biriktirip yeniden uyuşturucu işine gireceğim ve bu sefer meth imparatorluğumu kurmuş olacağım.
submitted by ALLAHSIZBRUH31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.11.10 17:45 burdurian 8. Sınıf Anıları...

Arkadaşlar canım çok çekti sizlere 8. Sınıf anılarımı anlatacağım.

Sabah 7:30 gibi uyanıp 7:50 de hazır olup tramvaya doğru yolculuğa başlardım. Kışları ayaz, kar, sis gibi nedenlerle çok daha zor olurdu tabi. Bazen 8:20 leri bulurdu tramvaya vardığım. Tramvay yolculuğu genelde 40-50 dakika civarı sürüyor. Kış günleri bazen tramvaya ancak 8:20 gibi varabildiğim için okula geç kalırdım be ilk dersin büyük kısımlarını kaçırdığım çok olurdu ,bunun için bana geç kalan lakâbı takıp dalga geçenler çok oldu, ders bu arada 9, 9:10 civarında başlıyor. Sabahları tramvaya bindiğimde yer bulmak imkansız olurdu, üniversite ye gitmeye çalışan abiler, ablalar; genellikle Gaziosmanpaşadaki işlerine yetişmeye çalışan amcalar, teyzeler. O ortamın kokusunu size anlatabilmek isterdim :D Üniversite durağına kadar yolun hemen hemen ⅓ i biterdi. Üniversitede birçok genç arkadaş iner ve ortam biraz rahatlar , yine de binenler de bazen çok olurdu, Tramvayda yaşamadığım olay, olmadığım arkadaşlık kalmadı. Kimi zaman bana arkadaşlarının ifşasını gösteren oldu, kimi zaman kızları dikizleyen abazalar ve onlara kızan amcalar, kimi zaman kavgalar, tartışmalar, ağlamalar. Okulda 9 dan bilmem kaça kadar ders olurdu (dersin ne zaman bittiğini bilmememin sebebi her gün etüte kalmam.) Etüt 9:30 a kadar sürer genelde o zamana kadar sadece ben kalırdım okulda. Etütten çıkınca sabah tekin olsa da akşam hiç de tekin olmayan büyük bir araziden geçerek tramvaya gitmem gerekirdi. Kimi zaman beni sağolsunlar hocalarım arabaları ile bırakırlardı. O arazide geceleri şahit olmadığım olay çok vardır ama gerçekten ilginç olaylara şahit olduğum da olmuştur, Toplanıp sigara ve nargile partisi yapan suriyeliler, kazı yapan defineciler... Bazen okuldan çıkıp AVM ye yemek yemeye giderdim. Ozamanlar okul hayatımın en güzel günleriydi. Kar başıma tüm hiddetiyle yağarken nefesimin bulutlara karışması, o soğukta yolda yürüyen birkaç manyaktan biri ben olduğum için kendime saniye belirleyip gözümü kapatıp caddeye sapmadan ya da yola düşmeden yürümeye çalışmak, Yol bitip Avm ye vardığımda gelen sıcaklık hissi... genellikle burgerkingden Ekonomik 2li tavuk menü yerdim, param olmadığı zamanlarda 6 liraya pattisli pide de yediğim olurdu ;D Akşamları ise tramvay yolculuğu o kadar güzel ki... Klimaların yandan veren sıcaklığı, ilk durakta bindiğim için yer bulma sıkıntısı olmaması, amcalarla yaptığım sohbetler...
İşte 8. Sınıfım böyle geçti... Ve çalışmalarımın karşılığını da aldım, şuan bir fen lisesinde mutluyum ama o günleri her gün özlüyorum.
submitted by burdurian to KGBTR [link] [comments]


2020.11.10 17:43 burdurian 8. Sınıf Anıları...

Arkadaşlar canım çok çekti sizlere 8. Sınıf anılarımı anlatacağım.

Sabah 7:30 gibi uyanıp 7:50 de hazır olup tramvaya doğru yolculuğa başlardım. Kışları ayaz, kar, sis gibi nedenlerle çok daha zor olurdu tabi. Bazen 8:20 leri bulurdu tramvaya vardığım. Tramvay yolculuğu genelde 40-50 dakika civarı sürüyor. Kış günleri bazen tramvaya ancak 8:20 gibi varabildiğim için okula geç kalırdım be ilk dersin büyük kısımlarını kaçırdığım çok olurdu ,bunun için bana geç kalan lakâbı takıp dalga geçenler çok oldu, ders bu arada 9, 9:10 civarında başlıyor. Sabahları tramvaya bindiğimde yer bulmak imkansız olurdu, üniversite ye gitmeye çalışan abiler, ablalar; genellikle Gaziosmanpaşadaki işlerine yetişmeye çalışan amcalar, teyzeler. O ortamın kokusunu size anlatabilmek isterdim :D Üniversite durağına kadar yolun hemen hemen ⅓ i biterdi. Üniversitede birçok genç arkadaş iner ve ortam biraz rahatlar , yine de binenler de bazen çok olurdu, Tramvayda yaşamadığım olay, olmadığım arkadaşlık kalmadı. Kimi zaman bana arkadaşlarının ifşasını gösteren oldu, kimi zaman kızları dikizleyen abazalar ve onlara kızan amcalar, kimi zaman kavgalar, tartışmalar, ağlamalar. Okulda 9 dan bilmem kaça kadar ders olurdu (dersin ne zaman bittiğini bilmememin sebebi her gün etüte kalmam.) Etüt 9:30 a kadar sürer genelde o zamana kadar sadece ben kalırdım okulda. Etütten çıkınca sabah tekin olsa da akşam hiç de tekin olmayan büyük bir araziden geçerek tramvaya gitmem gerekirdi. Kimi zaman beni sağolsunlar hocalarım arabaları ile bırakırlardı. O arazide geceleri şahit olmadığım olay çok vardır ama gerçekten ilginç olaylara şahit olduğum da olmuştur, Toplanıp sigara ve nargile partisi yapan suriyeliler, kazı yapan defineciler... Bazen okuldan çıkıp AVM ye yemek yemeye giderdim. Ozamanlar okul hayatımın en güzel günleriydi. Kar başıma tüm hiddetiyle yağarken nefesimin bulutlara karışması, o soğukta yolda yürüyen birkaç manyaktan biri ben olduğum için kendime saniye belirleyip gözümü kapatıp caddeye sapmadan ya da yola düşmeden yürümeye çalışmak, Yol bitip Avm ye vardığımda gelen sıcaklık hissi... genellikle burgerkingden Ekonomik 2li tavuk menü yerdim, param olmadığı zamanlarda 6 liraya pattisli pide de yediğim olurdu ;D Akşamları ise tramvay yolculuğu o kadar güzel ki... Klimaların yandan veren sıcaklığı, ilk durakta bindiğim için yer bulma sıkıntısı olmaması, amcalarla yaptığım sohbetler...
İşte 8. Sınıfım böyle geçti... Ve çalışmalarımın karşılığını da aldım, şuan bir fen lisesinde mutluyum ama o günleri her gün özlüyorum. Küçük arkadaşlara tavsiyem çalışın arkadaşlar, çalışırsanız tam istediğiniz yer olmasa da bir yerlere gelebilirsiniz. Ben sınavda kaydırma yapmama rağmen istediğim lise olmasa da başka bir fen lisesine gelebildim. Siz de gelebilirsiniz. 8. Sınıflara özel tavsiyem: Matematik çalışın
submitted by burdurian to akagas [link] [comments]


2020.11.10 17:41 burdurian 8. Sınıf Anıları...

Arkadaşlar canım çok çekti sizlere 8. Sınıf anılarımı anlatacağım.

Sabah 7:30 gibi uyanıp 7:50 de hazır olup tramvaya doğru yolculuğa başlardım. Kışları ayaz, kar, sis gibi nedenlerle çok daha zor olurdu tabi. Bazen 8:20 leri bulurdu tramvaya vardığım. Tramvay yolculuğu genelde 40-50 dakika civarı sürüyor. Kış günleri bazen tramvaya ancak 8:20 gibi varabildiğim için okula geç kalırdım be ilk dersin büyük kısımlarını kaçırdığım çok olurdu ,bunun için bana geç kalan lakâbı takıp dalga geçenler çok oldu, ders bu arada 9, 9:10 civarında başlıyor. Sabahları tramvaya bindiğimde yer bulmak imkansız olurdu, üniversite ye gitmeye çalışan abiler, ablalar; genellikle Gaziosmanpaşadaki işlerine yetişmeye çalışan amcalar, teyzeler. O ortamın kokusunu size anlatabilmek isterdim :D Üniversite durağına kadar yolun hemen hemen ⅓ i biterdi. Üniversitede birçok genç arkadaş iner ve ortam biraz rahatlar , yine de binenler de bazen çok olurdu, Tramvayda yaşamadığım olay, olmadığım arkadaşlık kalmadı. Kimi zaman bana arkadaşlarının ifşasını gösteren oldu, kimi zaman kızları dikizleyen abazalar ve onlara kızan amcalar, kimi zaman kavgalar, tartışmalar, ağlamalar. Okulda 9 dan bilmem kaça kadar ders olurdu (dersin ne zaman bittiğini bilmememin sebebi her gün etüte kalmam.) Etüt 9:30 a kadar sürer genelde o zamana kadar sadece ben kalırdım okulda. Etütten çıkınca sabah tekin olsa da akşam hiç de tekin olmayan büyük bir araziden geçerek tramvaya gitmem gerekirdi. Kimi zaman beni sağolsunlar hocalarım arabaları ile bırakırlardı. O arazide geceleri şahit olmadığım olay çok vardır ama gerçekten ilginç olaylara şahit olduğum da olmuştur, Toplanıp sigara ve nargile partisi yapan suriyeliler, kazı yapan defineciler... Bazen okuldan çıkıp AVM ye yemek yemeye giderdim. Ozamanlar okul hayatımın en güzel günleriydi. Kar başıma tüm hiddetiyle yağarken nefesimin bulutlara karışması, o soğukta yolda yürüyen birkaç manyaktan biri ben olduğum için kendime saniye belirleyip gözümü kapatıp caddeye sapmadan ya da yola düşmeden yürümeye çalışmak, Yol bitip Avm ye vardığımda gelen sıcaklık hissi... genellikle burgerkingden Ekonomik 2li tavuk menü yerdim, param olmadığı zamanlarda 6 liraya pattisli pide de yediğim olurdu ;D Akşamları ise tramvay yolculuğu o kadar güzel ki... Klimaların yandan veren sıcaklığı, ilk durakta bindiğim için yer bulma sıkıntısı olmaması, amcalarla yaptığım sohbetler...
İşte 8. Sınıfım böyle geçti... Ve çalışmalarımın karşılığını da aldım, şuan bir fen lisesinde mutluyum ama o günleri her gün özlüyorum.
submitted by burdurian to AglamaDuvari [link] [comments]


2020.11.10 17:38 burdurian 8. Sınıf Anıları...

Arkadaşlar canım çok çekti sizlere 8. Sınıf anılarımı anlatacağım.

Sabah 7:30 gibi uyanıp 7:50 de hazır olup tramvaya doğru yolculuğa başlardım. Kışları ayaz, kar, sis gibi nedenlerle çok daha zor olurdu tabi. Bazen 8:20 leri bulurdu tramvaya vardığım. Tramvay yolculuğu genelde 40-50 dakika civarı sürüyor. Kış günleri bazen tramvaya ancak 8:20 gibi varabildiğim için okula geç kalırdım be ilk dersin büyük kısımlarını kaçırdığım çok olurdu ,bunun için bana geç kalan lakâbı takıp dalga geçenler çok oldu, ders bu arada 9, 9:10 civarında başlıyor. Sabahları tramvaya bindiğimde yer bulmak imkansız olurdu, üniversite ye gitmeye çalışan abiler, ablalar; genellikle Gaziosmanpaşadaki işlerine yetişmeye çalışan amcalar, teyzeler. O ortamın kokusunu size anlatabilmek isterdim :D Üniversite durağına kadar yolun hemen hemen ⅓ i biterdi. Üniversitede birçok genç arkadaş iner ve ortam biraz rahatlar , yine de binenler de bazen çok olurdu, Tramvayda yaşamadığım olay, olmadığım arkadaşlık kalmadı. Kimi zaman bana arkadaşlarının ifşasını gösteren oldu, kimi zaman kızları dikizleyen abazalar ve onlara kızan amcalar, kimi zaman kavgalar, tartışmalar, ağlamalar. Okulda 9 dan bilmem kaça kadar ders olurdu (dersin ne zaman bittiğini bilmememin sebebi her gün etüte kalmam.) Etüt 9:30 a kadar sürer genelde o zamana kadar sadece ben kalırdım okulda. Etütten çıkınca sabah tekin olsa da akşam hiç de tekin olmayan büyük bir araziden geçerek tramvaya gitmem gerekirdi. Kimi zaman beni sağolsunlar hocalarım arabaları ile bırakırlardı. O arazide geceleri şahit olmadığım olay çok vardır ama gerçekten ilginç olaylara şahit olduğum da olmuştur, Toplanıp sigara ve nargile partisi yapan suriyeliler, kazı yapan defineciler... Bazen okuldan çıkıp AVM ye yemek yemeye giderdim. Ozamanlar okul hayatımın en güzel günleriydi. Kar başıma tüm hiddetiyle yağarken nefesimin bulutlara karışması, o soğukta yolda yürüyen birkaç manyaktan biri ben olduğum için kendime saniye belirleyip gözümü kapatıp caddeye sapmadan ya da yola düşmeden yürümeye çalışmak, Yol bitip Avm ye vardığımda gelen sıcaklık hissi... genellikle burgerkingden Ekonomik 2li tavuk menü yerdim, param olmadığı zamanlarda 6 liraya pattisli pide de yediğim olurdu ;D Akşamları ise tramvay yolculuğu o kadar güzel ki... Klimaların yandan veren sıcaklığı, ilk durakta bindiğim için yer bulma sıkıntısı olmaması, amcalarla yaptığım sohbetler...
İşte 8. Sınıfım böyle geçti... Ve çalışmalarımın karşılığını da aldım, şuan bir fen lisesinde mutluyum ama o günleri her gün özlüyorum.
submitted by burdurian to Hatira [link] [comments]


2020.11.01 23:52 trenhaber Terletmeyen alez tavsiyesi SUVAY

Terletmeyen alez tavsiyesi SUVAY
Yatak koruyucu alez markaları içerisinde terletmeyen bulmak neredeyse imkansız. En bilindik markalar dahi ürünlerin imalatında kullandıkları malzemeden olsa gerek hemen hemen bütün ürünleri terletiyor. Sizlere terletmeyen alez tavsiye olarak verebileceğim bir marka bulunuyor. Terletmeyen alez markası SUVAY arkadaşlar. Ürünler Denizli'de üretiliyor. Firma Ar-Ge işine büyük önem veriyor. Aracısız direk son tüketiciye satış yaptıklarından da ürünleri uygun fiyata alabiliyorsunuz.

terletmeyen alez tavsiyesi suvay
Trendyol, n11, hepsiburada, gittigidiyor, pttavm, çiçeksepeti ve amazon gibi tüm pazaryerlerinde mağazaları bulunuyor. Kampanyalardan yararlanarak en uygun fiyata alez satın alabilirsiniz. Terletmeyen alez yorumlarına bakarak ürün almaya karar vermek aşamasında olanlar bu markayı muhakkak denemeliler. Mağaza müşterilerin taleplerine en kısa sürede cevap veriyor. Müşteri memnuniyeti çok yüksek. Kaliteli alez markaları içinde en iyi diyebileceğim bir marka. web siteleri de www.suvay.com.tr
https://www.trendyol.com/suvay/su-sivi-gecirmez-kapitone-fitted-yatak-koruyucu-pamuk-200x200-cift-kisilik-alez-p-52358075?boutiqueId=533752&merchantId=239163
submitted by trenhaber to textiles [link] [comments]


2020.10.20 11:55 aydalistkemal Hayatımızı yaşayalım

Neden birşeylere kapılıyoruz? Neden hayatımızı herhangi bir yola adıyoruz? Neden bir takım,siyasi parti,ideoloji,din için canımızı tehlikeye atıyoruz? Çünkü bir yaşama amacı belirlemedik özellikle dinden çıktıktan sonra depresyona girmeye yardimci olucak bir düşüncedir.Neden yaşıyoruz? O kadar zorluk varken neden hala karın dokluğuyla yaşıyayım? Benim insanlıga herhangi bir faydam varmı? Hayatın ne anlamı var? Öncelikle belli başlı molüküllerden birleşip zamanla tek hücreli canlılardan günümüzdeki halimizi aldık.Yaşamın iki temal amacı var birincisi hayatta kalmak ikincisi üremek.Fakat biz insanlar bu olguları artık açtık.Bunlar artık bize tatmin edici gelmiyor ve bu gayette doğal.Gelelim hayatımizın amacına bunu bulmak sizin göreviniz ve asla bırakmadan ilerleyeceğiniz dava budur hayatınızın amacını bulmak ve onu elde etmek.Benim amacim yükselmek,iler gitmek,insanlığa karşı faydam olması ve çevremi düzeltmek.Gelelim insan neden kendilerince hak davaları için hayatlarını adıyor.Çünkü bu insanlar başarılı değil ,hayatlarını beğenmiyorlar ve kendilerini birşeylere adamak istiyorlar yani birşeye hizmet etme herhangi bir şeyde önemli bir rol oynamak.Dindar bir insan ölüp öbür dünyada ödüllerndirilceğine inanır ve ona göre yaşar gerçi bunu radikal olarak yapanlarda bahsettiğim davacılar ve aynı mantık.Dinsiz veyahut dini fazla umursamayan insanlar ise diğer şeylere fanatikleşiyor.Arkadaşlar bizim amacımız ideolojiler veyahut takımlar olmamalı biz hayatımızı yaşamalıyız.O takımların hiçbiri karnınızı doyurmayacak o istediğiniz rejimler gelince hayatıniz dört dörtlük olmayacak.Kendimize bakmalıyız, gelişmeliyiz, sağlığımıza dikkat etmeliyiz bu hayatı bir defa yaşıyorsak iyi bir şekilde yaşayalım.
submitted by aydalistkemal to KGBTR [link] [comments]


2020.10.10 20:46 Yaksha_01 Hatay ve Çevresindeki Yangın

Merhaba arkadaşlar. Hatay'da ve çevresinde olan yangınlar hakkındaki düşüncelerinizi ve bilgilerinizi merak ediyorum. Duyduğum kadarıyla PKK bu yangınları üstlenmiş. Eğer doğru ise bu amın evlatlarının (şimdi siktir et siyaseti, terörü sivile ve doğaya saldırana svihs) derdi nedir? Eğer İzmir'deki gibi bizden biri kundakladı ise bu amın evladının derdi nedir? Ya da başka bir sebep ise neden olduğunu bilen var mı? Sosyal medyadan kesin bilgi bulmak zor ayrıca bazı sebeplerden medyayı takip edememekteyim. Otel esprileri dolanıyor her yerde dalyarak dalyarak. Sanki mümkün olabilir gibi. Hataylıyım ve orada turizm neredeyse hiç yok. Sebebi bu olamaz bence. Konuya dönecek olursak, bu konu hakkındaki bilgilerinizi ve düşüncelerinizi alabilir miyim? Kurallara uygun olmayan bir şey var ise söyleyebilirsiniz. Eğer var ise şimdiden özür dilerim ve postu sileceğim.
submitted by Yaksha_01 to svihs [link] [comments]


2020.09.10 14:09 Sohbethane Mobil Sohbet Odaları

Türkiye`den ve Dünyanın birçok Şehrinden insanlar Sitemize www.Sohbethane.net Sohbet ile Eğlenmek Sohbet amaçlı ziyarette bulunmaktalar. Bizler Sitemizde Siz Değerli Dostlarımızı Görmekten Mutluluk duymaktan onur duyuyoruz. İnsanlar mutlu oldukları ortamı kolay kolay terk etmezler. Bizlerde sitemizde Gelen Dostlarımızı En Güzel Şekilde Ağırlamak için çapa sarf etmekteyiz.
Malumunuzdur ki Sohbet ve (Chat) Sitelerinde Ortamı Bulmak birazda Zor ve Zamanla Olacak bir şeydir. Bizler sitemize yeni gelen ve yeni tanışan dostlarımız için, Onların bu ortama daha çabuk adapte olabilmeleri için Gerek Üyelerimiz gerekse Yönetici ve Editör Arkadaşlarımızla Sıkı Bir Uyum İçerisinde Olmaktayız. Sitemizle yeni tanışan ve Sohbet, Odalarımıza Girmeye Çalışan Arkadaşlarıma Ortamı Güzel Yaptıkları ve Neşeli Nezih Saatler Yaşattıkları için Teşekkür ediyoruz.
Bizler ve Sizler Yani Çok değerli Yönetici arkadaşlarım ve Kullanıcımıza ve Misafirlerimiz, Bir bütün halinde Sitemizi en güzel yerlere Getirmenin Gayreti içerisinde Bulunmak için büyük bir gayret içindeyiz. Elimizden gelen En güzel Çalışmaları yaparak Sitemizi Daha Nezih ve (Sıcak Dostluk) ve Arkadaşlık Ortamı Olan bir Site Haline Getirmekte Amaçlıyız ve Kararlıyız. Bizleri yalnız Bırakmayan ve Bu yolda Bizler ile Yürüyen Tüm Sevenlerimize Sonsuz teşekkürlerimizi iletiriz. Sohbet Odalarımızda Sizlere Keyifli Saatler Geçirmenizi Temenni ederiz.

Sohbethane Sohbet Odarı

Merhabalar Çok Değerli Arkadaşlar: Bugün sizlere Kanallarda Sohbethane Odaları ve Kanallarda Chat, Nasıl Yapılır Bu Konuya anlatacağım. Bu tarz Siteler irc siteleri yani yazılı Chat, Yapabileceğiniz sitelerdir. Bu Siteler Sohbet, Sitelerinden Farklı Bir sistem ve Yönetimle Yürütülür. Bu nasıl oluyor?
Şöyle Oluyor Sohbet, Sitelerinde nasıl farklı farklı ad ve isim altında odalar var ise irc Sitelerinde de Buna benzer odalar, var onun yanında yarışma odası Şehirler odası vs vs. Chat Sitelerindeki Oda Versiyonlarına benzemektedir. Fakat irc sitelerindeki sohbet tabi ki de Sohbethane Sohbet Odaları tamamen farklı ve iyi olmamaktadır. Çünkü Chat, Sitelerindeki insanlar Birbirlerini görerek ve Duyarak Sohbet etme imkânı Bulmaktadırlar. Şimdi sitemizi Google, Arama Motorundan bulan Değerli Misafirimiz, Hemen Değişik ve Bir kadarda Güzel bir Ortama Girmek için Yapman Gereken tek şey Ana Sayfamızda Bulunan Chat Sohbet Giriş Banner ’ini Tıklayarak (Sohbet) Odalarımıza Giriş Yapabilirsiniz. Herkese Bol Eğlenceler Diler He
submitted by Sohbethane to Tekken7 [link] [comments]


2020.08.24 21:57 iEmerald İstanbulda Fotoğraf Çekmek

Merhaba Arkadaşlar
Önümüzdeki ay İstanbul’u ziyaret ediyorum, ve şöyle birşey planlıyorum.
Ben + Eşim, mezuniyet fotoğrafları çekemedik kendi ülkemizde COVID’ten dolayı, ve diyorum ki, madem İstanbuldayım, bir fotoğrafçıyla anlaşıyım + birileri bize elbise tavsiyesinde bulunsun ve bu fotoğraf olayını İstanbulun güzelliğinde yapıyım.
Şimdi, fotoğrafçı bulmak kolay gibi, AirBnb’de beya vardır görüyorum.
Ama zor olan kısım birilerinin bize elbise fikirleri sunması ve ne giyip giyemiyeceğimizi söylemesi, bunu nasıl çözebilirim?
PS: Türkçem iyi değilse özür dilerim!
submitted by iEmerald to Turkey [link] [comments]


2020.08.11 07:53 iEmerald Türkiyede Hayat Kurmak

Merhaba Arkadaşlar :)
Ben Kerküklü Türkmenim, yeni mezun oldum üniversiteden (Undergraduate) ve şuan Computer Science diploması sahibiyim. Evliyim, 24 yaşındayım, çocuğum henüz yok. Mesleğimle ilgili konuşmuş olursak, beya seviyorum diyebilirim, proğramlamayı ve bilgisayarla uğraşmak çocukluğumdan beri içimde mevcut.
Baba olmadan önce kendime düzgün bir hayat kurmak istiyorum, ama bunu Irakta yapmak istemiyorum, biliyorum vatanım ve bırakmamam lazım, ama malesef artık yaşanamaz hale geldi. Neden Türkiye demiş olursanız, çünkü dilini rahatça konuştuğum, soydaş olduğum, ve kültür hemen hemen bizim kültürle aynı olduğu için, evet Türkiyedeki olanları biliyorum, insanlar Türkiyeden kaçmak istiyor ve ekonomi kötü durumda, ama düzeleceğini düşünüyorum. En azından Türkiyede umut var, bizim ülkede umut yok, çünkü Türkiye tek ve güçlü millet, bizim'ise olaylar çok dağınık herkes Irak bizim diyor.
Sorum şu, ilk planım İstanbulda iyi bir üniversitede (Masters) yani yüksek lisans proğramı bulmak, ve bir şekilde burslara ismimi yazdırmak, sizce İstanbulun en iyi burs veren üniversiteleri hangileridir? Sabancı üniversitesi burs vereceğini biliyorumda ama kalitesinden emin değilim. Ankarada olursa razıyım, yeterki büyükşehirlerden biri olsun.
Türkiyede bilgisayar mühendisliği bölümünü bitirenler için iş bulma fırsatları nasıl oluyor? Bol iş var mı? Yoksa ülkenin bu sektorüde krizde?
Bana yardımcı olana şimdiden teşekkürlerlerimi sunuyorum!
Bu arada 3 dil biliyorum, Türkçe (Türkmence), İngilizce ve Arapça, belki bu bilgi işinize yarayabilir bir fikir sunarken. :)
P.S: Eğer ki burs bulursam, aynı üniversitenin olduğu şehirde bir daire almayı planlıyorum.
EDIT: Bu post'un bu kadar ilgi alacağını düşünmüyordum açıkçası! Gerçekten sizlere çok teşekkür ediyorum! Yardımı dokunana ve dokunmayana! Tüm yorum yazanların ellerine sağlık! Bana Türkiye kendi ülkemmiş gibi hissetirdiniz! İşte bunu seviyorum, bu yüzden bir tek Türkiyede yaşamayı planlıyorum! Planlarım çoksede, gelemesemde, yinede öğrendim sizlerin ne kadar misafir perver olduğunuz. Sağolun varolun tekrar.
submitted by iEmerald to Turkey [link] [comments]


2020.07.27 01:20 nithronium Her şey bir tiyatro

Evet arkadaşlar çok ciddiyim, ülkenin siyasetinde her ne oluyorsa hepsi bir tiyatro. Neden diye soracaksınız, işte nedeni;
Ülkede ekonomik olarak çok büyük sıkıntılar var ve bu sıkıntılar covid sürecinden önce de vardı. Biraz aklı olan bir insan işi uzmanına teslim edip bir şekilde bu süreci en az sıkıntı ile atlatır değil mi? Eğitim sistemi berbat durumda, yeni bakan iyi gibi duruyor ancak onun da eli kolu bağlı, biraz aklı olan birisi bir kurul toplayıp araştırma yapıp bir şeyleri köklü olarak değiştirebilir değil mi? Ülkede adalet kavramı kaybolmuş durumda, siyasi görüş fark etmeksizin güçlü kanunları istediği gibi eğip bükebiliyorken adil olan biri bu sorunları çözmeye çalışır değil mi?
Aha şu subda bile bir sürü şey paylaşılıyor, bir sürü şey tartışılıyor, fikir alışverişi yapılıyor, en azından toplumun bir yansımasını görebiliyoruz paylaşımlardan. Ancak emin olun ki millet meclisi içerisinde ve siyasetin üst kademelerindeki kişilerde sıradan bir vatandaş ne yapıyor, nasıl yaşıyor, hayatını nasıl geçiriyor sorularının cevabı yok. Bakanlar belirli ailelerden, millet vekilleri belirli zümrelerden, parti yönetimleri hep belirli çevrelerden seçiliyor. Bunun a parti b parti c parti ile ilgisi yok, ister inanın ister inanmayın, gidip bizzat araştırabilirsiniz, tüm partilerin yönetim kurullarına, ailelerine, ailelerindeki diğer siyasetçilere bakabilirsiniz. Türkiye'de siyaset maalesef sadece belirli kişilerin elinde dönüp duruyor.
Maalesef bu insanların sıradan bir vatandaşın çektiği sıkıntılara çözüm bulmak ya da milleti temsil etmek gibi bir dertleri yok. Acaba içimizden kaç kişi çıkar "ben millet vekilimin adını biliyorum, kendisine dolaylı da olsa ulaşıp fikrimi iletebilirim" diyen? 5 seneden 5 seneye futbol takımı tutar gibi gidip oy veriyoruz, birinden bıktıysak diğerine basıyoruz mührü, ne adayın adını biliyoruz ne de 5 sene boyunca nasıl bir politika izleyeceklerini. Mührü basıyoruz, akşamına TV'de sonuçları izliyoruz, ondan sonra sen sağ ben selamet. O seçtiklerimiz de biz sorgulamayalım diye sürekli kameralar karşısında birbirlerine sataşıyor, kavga ediyor, laf söylüyor, halkı tahrik edip ayrıştırıyor ama gelin görün kendi keyiflerinden asla taviz vermiyor.
Sorsanız o millet vekillerinin çoğu ekmeğin fiyatını bilmez, ekonomik kriz olsun isterse ülke batsın, onların alacağı maaş, ayrıcalıkları ve imkanları bizlerin oyları ile güvence altında. Biz işsizlikten, krizden, eğitim sisteminden, yargıdan, ayrışmaktan şikayet ederken onların çocukları en iyi üniversitelerde okuyup babalarının makam arabalarıyla keyif yapsınlar. Ülke batmış olsa, kasada para kalmasa, sanıyor musunuz sarayın mutfağı boş kalacak? Sanıyor musunuz makam arabalarının yakıt depoları boş duracak? Ülke iyiye giderken de kötüye giderken de bizim hayat şartlarımız değişiyorken bir grup insanın hayatı maalesef lüks içerisinde yaşanmaya devam ediyor.
Biz burada kendimizi yiyelim, üzülelim, strese girelim, ama seçtiğimiz insanlar bizlerin gözünü boyamak için kamera karşısında hayatlarının tiyatrosunu oynasınlar. Kameralar kapandıktan sonra da kişi başı bin liraya yemek, beş yüz bine araba, devlet kasasından hediye villa ile günü noktalasınlar. Hiçbirinin umurunda olduğumuzu sanmıyorum. Onlar sadece oyların, paranın ve rahatlarının peşinde.
submitted by nithronium to Turkey [link] [comments]


2020.07.22 11:36 kuponnet Trendyol indirim kodu nasıl alınır?

Türkiye'de indirim kuponları son birkaç yıldır epey popüler olmaya başladı. Özellikle de Mart ayında başlayan pandemi sürecinde online alışverişlerin artışına bağlı olanak indirim kodlarının kullanımı da çok arttı. Mesela trendyol indirim kodu kullanımı geçen sene aylık 10.000 civarı iken şu sıralar aylık 30.000'lerde geziniyor. Bu kuponları ücretsiz olarak almanın çeşitli yolları var. Örneğin trendyol indirim kodu blogger arkadaşlar tarafından sıklıkla paylaşılan bir reklam haline geldi. Youtuber ve insagram fenomeni birçok kişi kanallarında bu kuponları paylaşıyor. Trendyol'un sosyal medya hesaplarından da kuponları bulmak mümkün. Tüm trendyol indirim kuponu ve kampanyalarını bir arada görmek için https://kupon.net/indirim-kuponu/trendyol-indirim-kodu/ sayfası da denenebilir. Burada piyasadaki tüm trendyol kuponlarını alt alta bir liste halinde görmek mümkün. İstenilen kuponun yanındaki butona tıklayarak ücretsiz bir şekilde bilgisayar veya cep telefonuna kopyalanabiliyor.
Kuponların kullanımını artık çoğu kişi biliyor. Ama bilmeyenler için yeniden tekrarlamakta yarar var. Öncelikle https://www.trendyol.com adresine giriliyor. İhtiyaç duyulan ürünlerin tamamı alışveriş sepetine gönderiliyor. Bu iş tamamlanınca sepet sayfasına geçliyor. Orada yer alan "indirim kodu" kutucuğuna kopyalanan kupon yapıştırılıyor. En son uygula butonuna tıklandığında da indirim toplam tutara anında yansıyor. İşte trendyol indirim kodu almak ve kullanmak bu kadar basit.
submitted by kuponnet to u/kuponnet [link] [comments]


2020.07.19 19:27 susmayiznet Cinsel Sohbet ve Gabile sohbet odalari

Cinsel sohbet ve gabile sohbet chat odaları günümüz erkeklerin en cok arattırdıgı ve girmek istedigi chat odaları arasında ilk sırada olmakla beraber daha cok tercih edilen siteler arasına girmektedir.Peki bu sitelere nasıl girilir en çok kızların bulundugu ve bayanların tercih ettigi sohbet odalarini bulmak artık bizimle daha kolay.O zaman gelelim bu siteleri nasıl bulacagımızı ve neler yapabilecegimizi gösterelim.

Cinsel sohbet

Günümüz internet çagında en çok popüler olan sosyal paylasım siteleri ile bireber İrc ve sesli sohbet sitelerine rehabet azaldı gibi görünse de kızların ve özellikle dul bayanların en çok tercih ettigi ve zaman geçirdigi kısım asla inkar edilemicek kadar iyi bir istatistik yakalıyor.İnsanların boş zamanları oldukça fazla olmakla beraber günümüzün kara belası corona virüs ve pandemi insanları oldukça sıktı bundan ötürü sesli sohbet ve irc sohbet sitelerine girişler bir o kadar da fazlalaştı diyebilirim.Cinsel sohbet odalari açısından sizlere bir kaç öneri de ve benimde zaman geçirdigim ve iyi dostluklar yakaladıgım bir kaç site söyleyebilirim arkadaşlar.
1-) www.sohbeteuro.net 2-) www.sohbetdm.com
📷
Bu iki site oldukca parlak ve düzen olarak gayet elt bir ortam olarak gözükmekle beraber kaliteli insanların takıldıgı nadir siteler arasında yer almaktadır.Bayanların gözü kapalı girdigi ve huzur içinde sohbetini edebilmek özelligine sahip bu siteler canlı radyo oyun kanallları ve mukemmel dj lere sahip olduklarını altını çizerek belirtmek isterim.

Cinsel sohbet odalari

Gabile sohbet odalari aratırken insanlar bir tedirgin ve birazda muammada kalabiliyor.Bunun nedeni tabiki insanlar cinsel sohbet edebilmeli reel yaşantıda ki cinsel hayatın zorlugunu sanal alemde atmak isteyebilir. Bundan asla ben hor görmüyorum aksine hoş karşılarım burası çünkü özgür bir ülke ve sanal alemde insanların neler yaptıgı da asla ve asla kimseyi ilgilendirmez düşüncesindeyim. sohbet odalari olarak 2 verdigim site de gayet dallarında başarılı ve belirli bir çizgisi olan sanal alemde eskiden beri insanlara hizmet eden sıcak ortamlara sahip sitelerdir.Sizlerinde bu sitelerde zaman geçirmesini ve güzel arkadaşlıklara şahitlik edebilmenin hissiyatını yaşamak en büyük amacımdır.Saygılar sevgiler selam ve dua ile.
submitted by susmayiznet to chat [link] [comments]


2020.07.14 02:30 acyalcindag Lisede Freelance İş Bulmak

Arkadaşlar olay şu ki ben şuan ingilizce hazırlıği olan bir lisenin öğrencisiyim ve şimdiden kendi paramı kazanmak istiyorum. Bunun için çeviri, tasarım tarzı işler yapmak isterim ama hiçbir freelance iş bulma platformu bilmiyorum doğru düzgün. Önerebileceğiniz bu tarz işler bulmak için bir platform var mı?
submitted by acyalcindag to KGBTR [link] [comments]


2020.07.09 12:19 Baphomet-exe Satanistler kedi keser mi? sude andaş olayı nedir?

Esenlikler dostlarım, geçtiğimiz günlerde bu konu hakkında bazı postlar gördüm ve o postlarda açıkladım fakat kendim özel bir post atmamın daha sağlıklı olacağını düşündüm. Konumuza dönecek olursam;
Arkadaşlar belirtmek isterim ki bu ilgi isteyen aptal ergen satanist değil, iblistapar. Ailesinden göremediği ilgiyi internette arayan insan kalıbına sokamadığım rezil bir canlı. Peki bahsettiğim iblistaparlık nedir? Ve satanizmden farkı nedir?
İblistaparlar semavi dinlerdeki kötülüğün kaynağı olan şeytana taparlar, ve bu konuda semavi dinlerin kitaplarına katılırlar, yani bizden çok semavi dinlere yakındırlar aslında, tek yaptıkları sapık sadistliklerini efendi şeytanın adı altında yaşamaya çalışıp satanizmin adını kirletmek, satanist olmayan insanlar bu grubu çok kişi zannediyor fakat bir elin parmaklarını geçmez sayıları, satanizme oranla %0,5 inden az bir kısmı oluştururlar, ilk iblistapar faaliyetleri orta çağın sonu ile yeni çağın başına denk gelir, aforoz edilen tapınak şovalyeleri tanrıdan da kiliseden de nefret etmeye başlamışlardır, bu yüzden kötülük yaparak tanrıdan uzaklaşıp şeytana yaklaşmak istemişlerdir, ama bu yaptıklarının bir dayanağı yok, mantıkları “hmm kitapta şeytan kötü diyor o zaman kötüdür, ben de hawalı olmak için satanistim diyip kedi kesmeliyim” hayvanlar ve tabiat, bütün canlılar bizde kutsaldır. Günümüzde medya bu grubu kullanarak insanları satanizmden korkuttuğu için insanlar böyle sanıyor, keşke halkımız duyduklarına değil araştırdıklarına inansa, insanlarımız araştırmaktan bile korkar oldu ne yazık ki. Efendi şöyle der;
  1. Kurban istemez benim ibadetim; ki çok ender zamanlarda bir iki tanesi müstesna. Sizin kurbanınız, kendinizi anlamaktır ve teninizi yaşamaktır ve diğerlerinin ihtirasına da saygı göstermektir. Ama kurban vermeniz gerekirse o müstesna zamanlarda, asla ve asla öldürmek için öldürmeyin! Yiyemeyeceğiniz hayvanı öldürmeyin.
  2. Benim ihtiyacım yok kurbanlarınıza, ama onun faydası sizedir. Et olarak da, ruh olarak da. Ben, çöle gömülecek olan milyonlarca kurbanı kesmenizi emreden ve de buna ihtiyaç duyan, Sahte Tanrı değilim! Kan sarhoşluğu içinde ve tatmin edilmemiş şehvevi zevklerin tatmini ile öldürülür o kurbanlar ve cennet umulur bunun için. Ne kadar riyakarca!
  3. Her sembol benimdir ve her hayvan benimdir. Severim bütün hayvanları çünkü onlar kirletilemezler kötü tanrı tarafından. Kurban istemem ibadetinizde; ama bazı özel zaman ve durumlar da olabilir bunun için. O zaman, asla ama asla yiyemeyeceğiniz veya yenmesi alışılmış olmayan bir hayvanı kurban etmeyin bana! Ziyan da etmeyin etini.
  4. Dünyanın değişik yerlerinde, benim yolumu bulmak isteyenler zaman zaman kanlı törenler yaparlar. İnsan da öldürülür benim adıma. Ama ben istemem aslında bunu. Ben, ölümün ve dehşetin tanrısı değilim ve sadece kötülüğün tanrısı ister insan kurbanını. Eski törenler ve usuller hükmünü kaybetmiştir artık. Her şey çağa uymalıdır daima.
  5. Yine de kızmam veya kınamam, bana yakın olmak için yapılanları. Bazı takipçilerim uzak ülkelerdeki, öldürürler dışarıdakileri. Bazıları da sadisttir açıkça; ama bu benim öğretimin değerini düşürmez. Arabın dininde din adına öldürülmez mi insanlar. Arabın dininde veya Kilisenin ya da Yahudinin dininde hiç mi sapık veya sadist veya katil yoktur. O zaman genelleme yapılmaz da, neden benim bir takipçim bunu yaptı mı, kötülük sembolü olarak bütün takipçilerim karalanıyor. Ama yine de kızmam ben kanlı ayinler yapanlara; çünkü bu da yapılır bana yakın olmak için. Ama şimdi söylüyorum işte. Çok özel durum olmadıkça yapmasın böyle şeyler seçkinlerim ve sevenlerim.
  6. Ama varsa bir kininiz ve sadistseniz ve zevk alırsanız böyle şeylerden, onu kendiniz için yapın; ben aldırmam istenenin yapılmasına; ama asla! benim adıma yaptığınızı söyleyerek ve düşünerek ve beni bahane ederek ve benden vahiy aldığınızı iddia ederek, yapmayın özel zevkinizi. Asla karalamayın bütün takipçilerimin toplumunu! Lanet olsun bundan sonra bunu yapana! Lanet olsun insanların benden ve benim doğru yoluma girmekten korkmasına sebep olana; ister benden olsun, ister dışardan! Ama bilmeyerek, yapmış olanlar teveccühümü kazanmak için ya da bu öğretim henüz eline geçmediği için bilmeyerek yapmaya devam edenler, dünyanın herhangi bir yerinde suçlu görülmezler hiçbir zaman.
  7. Hayvanların da hepsi benimdir. Her hayvanı severim aslında. Onlar, tabiatın masum çocuklarıdır daima. Kötü tanrının ve kötülüğün tanrısının ve kanlı tanrının ve kölelerin tanrısının dinlerine tapanlar değil midir, hayvanların neslini kurutan ve yuvalarını iki kuruşluk menfaat uğruna dağıtan?
  8. Her hayvan kutsaldır bana; ama bazı hayvanlar bana atfedildikleri için daha kutsal gelir gözüme. İnsanların bana yakıştırdığı hayvanlardır bunlar. Keçi kutsaldır bana; çünkü yüzyıllardır insanlar benimle özleştirdiler onu bir çok ülkede. Piramitlerin ülkesinde ve binyıllar önce Eşek benim hayvanım sayıldı. Bu yüzden de kutsaldır bana. Ve gene aynı ülkede çakal ve sırtlan benim hayvanım sayıldılar. Ve çölün hayvanları yılan ve akrep bana ithaf edildiler, Seth ismimle tanınırken. Ve hipopotam benim sayıldı ve timsah. Bu yüzden kutsaldır bana bu hayvanlar.
  9. Yüzyıllarca Avrupa kıtasında ve değişik yerlerde kedi, benim sayıldı. Daima kara büyü ve şeytan tapınımıyla birleştirildi. Engizisyon yakmadı mı bir çok ihtiyarı ve kadını, sadece kedisi var diye. Kediyi büyü sembolü saydılar ve benim sembolüm olarak gördüler; hele rengi siyahsa şeytanın kendisi olarak nitelendirdiler. Bu yüzden de kutsaldır o hayvan benim için.
  10. Kim ki, zarar verir veya acı çektirir veya gereksiz yere öldürürse bu hayvanları, lanet olsun ona! Kim, bu hayvanları bana kurban olarak ve takdime olarak görürse, binlerce defa lanet olsun ona! Ama yaşamak için etinden veya derisinden veya kemiğinden istifade edebilmek için öldürülebilir her hayvan; ama sadece gerektiği kadar! Asla bir zevk ve kurban olmamalı bunlar.
  11. Bütün ağaçlar ve tabiat kutsaldır, ayırım yapmadan. Ormanlar, benim gerçek alemim ve katım ve yurdum değilse de dünyada en sevdiğim yerlerdir. Lanet olsun ağaçları kesenlere! Lanet olsun yağmur ormanlarını tüketenlere! Bunları yapanlar değil midir kötü tanrının kulları? Lanet olsun bir ağacın ruhunu öldürene!
  12. Denizleri kirletenlere ve dünyayı, maddenin cennetini yaşanır yer olmaktan çıkaranlara lanet olsun! Bu dünya ödülünüzdür. Onu yok edene lanet olsun! Gelecek olan altın çağda, benim insanlarım ve benim dinim ve benim hükmüm bu dünyada hüküm sürecektir. Lanet olsun dünyaya zarar verene! Lanet olsun güzellikleri çöpüyle kirleten kötülük tanrısının takipçilerine ki, hepsi cezalanacaktır; ya kendileri ya da kendilerinden gelen nesilleri. Ama asla dönemeyeceklerdir dünyaya, ikinci bir bedenlenme ile. Bu, bilinmelidir!
Gördüğümüz üzere Satanizmde hiçbir canlıya ve tabiata sebepsizce zarar vermek yoktur. İblistaparlığın satanizm ile hiçbir alakası yoktur, Satanizmin her kolunu araştırabilirsiniz Ateistik Satanizm, Spritüel Satanizm... hiçbirinde böyle bir şey bulamazsınız, bu satanizmin adını kirletmek için söylenen kirli bir iftiradır.
Bitirmeden önce, Sana bir sorum var. Satanizm nedir biliyor musun? Seni bir araştırmaya davet ediyorum. "Yüzyıllardır insanlara yanlış olarak lanse edilen Satanizm aslında nedir?". Bana özelden veya bu posttan aklına gelen her soruyu sorabilirsin. İyi günler dilerim.
Efendinin laneti canlılara eziyet edenlerin ve tabiata zarar verenlerin üzerine olsun.
Ave Satanus Amen!
submitted by Baphomet-exe to ifadeozgurlugu [link] [comments]


2020.07.08 11:55 Baphomet-exe Satanistler kedi keser mi? Sude Andaş olayı nedir?

Esenlikler dostlarım, geçtiğimiz günlerde bu konu hakkında bazı postlar gördüm ve o postlarda açıkladım fakat kendim özel bir post atmamın daha sağlıklı olacağını düşündüm. Konumuza dönecek olursam;
Arkadaşlar belirtmek isterim ki bu ilgi isteyen aptal ergen satanist değil, iblistapar. Ailesinden göremediği ilgiyi internette arayan insan kalıbına sokamadığım rezil bir canlı. Peki bahsettiğim iblistaparlık nedir? Ve satanizmden farkı nedir?
İblistaparlar semavi dinlerdeki kötülüğün kaynağı olan şeytana taparlar, ve bu konuda semavi dinlerin kitaplarına katılırlar, yani bizden çok semavi dinlere yakındırlar aslında, tek yaptıkları sapık sadistliklerini efendi şeytanın adı altında yaşamaya çalışıp satanizmin adını kirletmek, satanist olmayan insanlar bu grubu çok kişi zannediyor fakat bir elin parmaklarını geçmez sayıları, satanizme oranla %0,5 inden az bir kısmı oluştururlar, ilk iblistapar faaliyetleri orta çağın sonu ile yeni çağın başına denk gelir, aforoz edilen tapınak şovalyeleri tanrıdan da kiliseden de nefret etmeye başlamışlardır, bu yüzden kötülük yaparak tanrıdan uzaklaşıp şeytana yaklaşmak istemişlerdir, ama bu yaptıklarının bir dayanağı yok, mantıkları “hmm kitapta şeytan kötü diyor o zaman kötüdür, ben de hawalı olmak için satanistim diyip kedi kesmeliyim” hayvanlar ve tabiat, bütün canlılar bizde kutsaldır. Günümüzde medya bu grubu kullanarak insanları satanizmden korkuttuğu için insanlar böyle sanıyor, keşke halkımız duyduklarına değil araştırdıklarına inansa, insanlarımız araştırmaktan bile korkar oldu ne yazık ki. Efendi şöyle der;
  1. Kurban istemez benim ibadetim; ki çok ender zamanlarda bir iki tanesi müstesna. Sizin kurbanınız, kendinizi anlamaktır ve teninizi yaşamaktır ve diğerlerinin ihtirasına da saygı göstermektir. Ama kurban vermeniz gerekirse o müstesna zamanlarda, asla ve asla öldürmek için öldürmeyin! Yiyemeyeceğiniz hayvanı öldürmeyin.
  2. Benim ihtiyacım yok kurbanlarınıza, ama onun faydası sizedir. Et olarak da, ruh olarak da. Ben, çöle gömülecek olan milyonlarca kurbanı kesmenizi emreden ve de buna ihtiyaç duyan, Sahte Tanrı değilim! Kan sarhoşluğu içinde ve tatmin edilmemiş şehvevi zevklerin tatmini ile öldürülür o kurbanlar ve cennet umulur bunun için. Ne kadar riyakarca!
  3. Her sembol benimdir ve her hayvan benimdir. Severim bütün hayvanları çünkü onlar kirletilemezler kötü tanrı tarafından. Kurban istemem ibadetinizde; ama bazı özel zaman ve durumlar da olabilir bunun için. O zaman, asla ama asla yiyemeyeceğiniz veya yenmesi alışılmış olmayan bir hayvanı kurban etmeyin bana! Ziyan da etmeyin etini.
  4. Dünyanın değişik yerlerinde, benim yolumu bulmak isteyenler zaman zaman kanlı törenler yaparlar. İnsan da öldürülür benim adıma. Ama ben istemem aslında bunu. Ben, ölümün ve dehşetin tanrısı değilim ve sadece kötülüğün tanrısı ister insan kurbanını. Eski törenler ve usuller hükmünü kaybetmiştir artık. Her şey çağa uymalıdır daima.
  5. Yine de kızmam veya kınamam, bana yakın olmak için yapılanları. Bazı takipçilerim uzak ülkelerdeki, öldürürler dışarıdakileri. Bazıları da sadisttir açıkça; ama bu benim öğretimin değerini düşürmez. Arabın dininde din adına öldürülmez mi insanlar. Arabın dininde veya Kilisenin ya da Yahudinin dininde hiç mi sapık veya sadist veya katil yoktur. O zaman genelleme yapılmaz da, neden benim bir takipçim bunu yaptı mı, kötülük sembolü olarak bütün takipçilerim karalanıyor. Ama yine de kızmam ben kanlı ayinler yapanlara; çünkü bu da yapılır bana yakın olmak için. Ama şimdi söylüyorum işte. Çok özel durum olmadıkça yapmasın böyle şeyler seçkinlerim ve sevenlerim.
  6. Ama varsa bir kininiz ve sadistseniz ve zevk alırsanız böyle şeylerden, onu kendiniz için yapın; ben aldırmam istenenin yapılmasına; ama asla! benim adıma yaptığınızı söyleyerek ve düşünerek ve beni bahane ederek ve benden vahiy aldığınızı iddia ederek, yapmayın özel zevkinizi. Asla karalamayın bütün takipçilerimin toplumunu! Lanet olsun bundan sonra bunu yapana! Lanet olsun insanların benden ve benim doğru yoluma girmekten korkmasına sebep olana; ister benden olsun, ister dışardan! Ama bilmeyerek, yapmış olanlar teveccühümü kazanmak için ya da bu öğretim henüz eline geçmediği için bilmeyerek yapmaya devam edenler, dünyanın herhangi bir yerinde suçlu görülmezler hiçbir zaman.
  7. Hayvanların da hepsi benimdir. Her hayvanı severim aslında. Onlar, tabiatın masum çocuklarıdır daima. Kötü tanrının ve kötülüğün tanrısının ve kanlı tanrının ve kölelerin tanrısının dinlerine tapanlar değil midir, hayvanların neslini kurutan ve yuvalarını iki kuruşluk menfaat uğruna dağıtan?
  8. Her hayvan kutsaldır bana; ama bazı hayvanlar bana atfedildikleri için daha kutsal gelir gözüme. İnsanların bana yakıştırdığı hayvanlardır bunlar. Keçi kutsaldır bana; çünkü yüzyıllardır insanlar benimle özleştirdiler onu bir çok ülkede. Piramitlerin ülkesinde ve binyıllar önce Eşek benim hayvanım sayıldı. Bu yüzden de kutsaldır bana. Ve gene aynı ülkede çakal ve sırtlan benim hayvanım sayıldılar. Ve çölün hayvanları yılan ve akrep bana ithaf edildiler, Seth ismimle tanınırken. Ve hipopotam benim sayıldı ve timsah. Bu yüzden kutsaldır bana bu hayvanlar.
  9. Yüzyıllarca Avrupa kıtasında ve değişik yerlerde kedi, benim sayıldı. Daima kara büyü ve şeytan tapınımıyla birleştirildi. Engizisyon yakmadı mı bir çok ihtiyarı ve kadını, sadece kedisi var diye. Kediyi büyü sembolü saydılar ve benim sembolüm olarak gördüler; hele rengi siyahsa şeytanın kendisi olarak nitelendirdiler. Bu yüzden de kutsaldır o hayvan benim için.
  10. Kim ki, zarar verir veya acı çektirir veya gereksiz yere öldürürse bu hayvanları, lanet olsun ona! Kim, bu hayvanları bana kurban olarak ve takdime olarak görürse, binlerce defa lanet olsun ona! Ama yaşamak için etinden veya derisinden veya kemiğinden istifade edebilmek için öldürülebilir her hayvan; ama sadece gerektiği kadar! Asla bir zevk ve kurban olmamalı bunlar.
  11. Bütün ağaçlar ve tabiat kutsaldır, ayırım yapmadan. Ormanlar, benim gerçek alemim ve katım ve yurdum değilse de dünyada en sevdiğim yerlerdir. Lanet olsun ağaçları kesenlere! Lanet olsun yağmur ormanlarını tüketenlere! Bunları yapanlar değil midir kötü tanrının kulları? Lanet olsun bir ağacın ruhunu öldürene!
  12. Denizleri kirletenlere ve dünyayı, maddenin cennetini yaşanır yer olmaktan çıkaranlara lanet olsun! Bu dünya ödülünüzdür. Onu yok edene lanet olsun! Gelecek olan altın çağda, benim insanlarım ve benim dinim ve benim hükmüm bu dünyada hüküm sürecektir. Lanet olsun dünyaya zarar verene! Lanet olsun güzellikleri çöpüyle kirleten kötülük tanrısının takipçilerine ki, hepsi cezalanacaktır; ya kendileri ya da kendilerinden gelen nesilleri. Ama asla dönemeyeceklerdir dünyaya, ikinci bir bedenlenme ile. Bu, bilinmelidir!
Gördüğümüz üzere Satanizmde hiçbir canlıya ve tabiata sebepsizce zarar vermek yoktur. İblistaparlığın satanizm ile hiçbir alakası yoktur, Satanizmin her kolunu araştırabilirsiniz Ateistik Satanizm, Spritüel Satanizm... hiçbirinde böyle bir şey bulamazsınız, bu satanizmin adını kirletmek için söylenen kirli bir iftiradır.
Bitirmeden önce, Sana bir sorum var. Satanizm nedir biliyor musun? Seni bir araştırmaya davet ediyorum. "Yüzyıllardır insanlara yanlış olarak lanse edilen Satanizm aslında nedir?". Bana özelden veya bu posttan aklına gelen her soruyu sorabilirsin. İyi günler dilerim.
Efendinin laneti canlılara eziyet edenlerin ve tabiata zarar verenlerin üzerine olsun.
Ave Satanus Amen!
submitted by Baphomet-exe to ToplumsalTartishma [link] [comments]


2020.07.05 15:34 Baphomet-exe Satanistler kedi keser mi? Sude andas olayı nedir?

Esenlikler dostlarım, bugün birkaç postta açıkladım fakat kendim bir post atmamın daha sağlıklı olacağını düşündüm. Konumuza dönecek olursam, Arkadaşlar belirtmek isterim ki bu ilgi isteyen ergen satanist değil, iblistapar. Ailesinden göremediği ilgiyi internette arayan insan kalıbına sokamadığım rezil bir canlı. Peki bahsettiğim iblistaparlık nedir? Ve satanizmden farkı nedir?
İblistaparlar semavi dinlerdeki kötülüğün kaynağı olan şeytana taparlar, ve bu konuda semavi dinlerin kitaplarına katılırlar, yani bizden çok semavi dinlere yakındırlar aslında, tek yaptıkları sapık sadistliklerini efendi şeytanın adı altında yaşamaya çalışıp satanizmin adını kirletmek, satanist olmayan insanlar bu grubu çok kişi zannediyor fakat bir elin parmaklarını geçmez sayıları, satanizme oranla %0,5 inden az bir kısmı oluştururlar, ilk iblistapar faaliyetleri orta çağın sonu ile yeni çağın başına denk gelir, artık kilisenin baskısından bıkmış fransız rahip-rahibeler öyle bir raddeye gelmiştir ki artık “tanrıdan” da isadan da nefret etmeye başlamışlardır, bu yüzden kötülük yaparak tanrıdan uzaklaşıp şeytana yaklaşmak istemişlerdir, ama bu yaptıklarının bir dayanağı yok, mantıkları “hmm kitapta şeytan kötü diyor o zaman kötüdür, ben de hawalı olmak için satanistim diyip kedi kesmeliyim” hayvanlar ve tabiat, bütün canlılar bizde kutsaldır. Günümüzde medya bu grubu kullanarak insanları satanizmden korkuttuğu için insanlar böyle sanıyor, keşke halkımız duyduklarına değil araştırdıklarına inansa, insanlarımız araştırmaktan bile korkar oldu ne yazık ki. Efendi şöyle der;
  1. Kurban istemez benim ibadetim; ki çok ender zamanlarda bir iki tanesi müstesna. Sizin kurbanınız, kendinizi anlamaktır ve teninizi yaşamaktır ve diğerlerinin ihtirasına da saygı göstermektir. Ama kurban vermeniz gerekirse o müstesna zamanlarda, asla ve asla öldürmek için öldürmeyin! Yiyemeyeceğiniz hayvanı öldürmeyin.
  2. Benim ihtiyacım yok kurbanlarınıza, ama onun faydası sizedir. Et olarak da, ruh olarak da. Ben, çöle gömülecek olan milyonlarca kurbanı kesmenizi emreden ve de buna ihtiyaç duyan, Sahte Tanrı değilim! Kan sarhoşluğu içinde ve tatmin edilmemiş şehvevi zevklerin tatmini ile öldürülür o kurbanlar ve cennet umulur bunun için. Ne kadar riyakarca!
  3. Her sembol benimdir ve her hayvan benimdir. Severim bütün hayvanları çünkü onlar kirletilemezler kötü tanrı tarafından. Kurban istemem ibadetinizde; ama bazı özel zaman ve durumlar da olabilir bunun için. O zaman, asla ama asla yiyemeyeceğiniz veya yenmesi alışılmış olmayan bir hayvanı kurban etmeyin bana! Ziyan da etmeyin etini.
  4. Dünyanın değişik yerlerinde, benim yolumu bulmak isteyenler zaman zaman kanlı törenler yaparlar. İnsan da öldürülür benim adıma. Ama ben istemem aslında bunu. Ben, ölümün ve dehşetin tanrısı değilim ve sadece kötülüğün tanrısı ister insan kurbanını. Eski törenler ve usuller hükmünü kaybetmiştir artık. Her şey çağa uymalıdır daima.
  5. Yine de kızmam veya kınamam, bana yakın olmak için yapılanları. Bazı takipçilerim uzak ülkelerdeki, öldürürler dışarıdakileri. Bazıları da sadisttir açıkça; ama bu benim öğretimin değerini düşürmez. Arabın dininde din adına öldürülmez mi insanlar. Arabın dininde veya Kilisenin ya da Yahudinin dininde hiç mi sapık veya sadist veya katil yoktur. O zaman genelleme yapılmaz da, neden benim bir takipçim bunu yaptı mı, kötülük sembolü olarak bütün takipçilerim karalanıyor. Ama yine de kızmam ben kanlı ayinler yapanlara; çünkü bu da yapılır bana yakın olmak için. Ama şimdi söylüyorum işte. Çok özel durum olmadıkça yapmasın böyle şeyler seçkinlerim ve sevenlerim.
  6. Ama varsa bir kininiz ve sadistseniz ve zevk alırsanız böyle şeylerden, onu kendiniz için yapın; ben aldırmam istenenin yapılmasına; ama asla! benim adıma yaptığınızı söyleyerek ve düşünerek ve beni bahane ederek ve benden vahiy aldığınızı iddia ederek, yapmayın özel zevkinizi. Asla karalamayın bütün takipçilerimin toplumunu! Lanet olsun bundan sonra bunu yapana! Lanet olsun insanların benden ve benim doğru yoluma girmekten korkmasına sebep olana; ister benden olsun, ister dışardan! Ama bilmeyerek, yapmış olanlar teveccühümü kazanmak için ya da bu öğretim henüz eline geçmediği için bilmeyerek yapmaya devam edenler, dünyanın herhangi bir yerinde suçlu görülmezler hiçbir zaman.
  7. Hayvanların da hepsi benimdir. Her hayvanı severim aslında. Onlar, tabiatın masum çocuklarıdır daima. Kötü tanrının ve kötülüğün tanrısının ve kanlı tanrının ve kölelerin tanrısının dinlerine tapanlar değil midir, hayvanların neslini kurutan ve yuvalarını iki kuruşluk menfaat uğruna dağıtan?
  8. Her hayvan kutsaldır bana; ama bazı hayvanlar bana atfedildikleri için daha kutsal gelir gözüme. İnsanların bana yakıştırdığı hayvanlardır bunlar. Keçi kutsaldır bana; çünkü yüzyıllardır insanlar benimle özleştirdiler onu bir çok ülkede. Piramitlerin ülkesinde ve binyıllar önce Eşek benim hayvanım sayıldı. Bu yüzden de kutsaldır bana. Ve gene aynı ülkede çakal ve sırtlan benim hayvanım sayıldılar. Ve çölün hayvanları yılan ve akrep bana ithaf edildiler, Seth ismimle tanınırken. Ve hipopotam benim sayıldı ve timsah. Bu yüzden kutsaldır bana bu hayvanlar.
  9. Yüzyıllarca Avrupa kıtasında ve değişik yerlerde kedi, benim sayıldı. Daima kara büyü ve şeytan tapınımıyla birleştirildi. Engizisyon yakmadı mı bir çok ihtiyarı ve kadını, sadece kedisi var diye. Kediyi büyü sembolü saydılar ve benim sembolüm olarak gördüler; hele rengi siyahsa şeytanın kendisi olarak nitelendirdiler. Bu yüzden de kutsaldır o hayvan benim için.
  10. Kim ki, zarar verir veya acı çektirir veya gereksiz yere öldürürse bu hayvanları, lanet olsun ona! Kim, bu hayvanları bana kurban olarak ve takdime olarak görürse, binlerce defa lanet olsun ona! Ama yaşamak için etinden veya derisinden veya kemiğinden istifade edebilmek için öldürülebilir her hayvan; ama sadece gerektiği kadar! Asla bir zevk ve kurban olmamalı bunlar.
  11. Bütün ağaçlar ve tabiat kutsaldır, ayırım yapmadan. Ormanlar, benim gerçek alemim ve katım ve yurdum değilse de dünyada en sevdiğim yerlerdir. Lanet olsun ağaçları kesenlere! Lanet olsun yağmur ormanlarını tüketenlere! Bunları yapanlar değil midir kötü tanrının kulları? Lanet olsun bir ağacın ruhunu öldürene!
  12. Denizleri kirletenlere ve dünyayı, maddenin cennetini yaşanır yer olmaktan çıkaranlara lanet olsun! Bu dünya ödülünüzdür. Onu yok edene lanet olsun! Gelecek olan altın çağda, benim insanlarım ve benim dinim ve benim hükmüm bu dünyada hüküm sürecektir. Lanet olsun dünyaya zarar verene! Lanet olsun güzellikleri çöpüyle kirleten kötülük tanrısının takipçilerine ki, hepsi cezalanacaktır; ya kendileri ya da kendilerinden gelen nesilleri. Ama asla dönemeyeceklerdir dünyaya, ikinci bir bedenlenme ile. Bu, bilinmelidir!
Gördüğümüz üzere Satanizmde hiçbir canlıya ve tabiata sebepsizce zarar vermek yoktur. İblistaparlığın satanizm ile hiçbir alakası yoktur, Satanizmin her kolunu araştırabilirsiniz Ateistik Satanizm, Teistik Satanizm... hiçbirinde böyle bir şey bulamazsınız, bu satanizmin adını kirletmek için söylenen kirli bir iftiradır. Bitirmeden önce, Sana bir sorum var. Satanizm nedir biliyor musun? Seni bir araştırmaya davet ediyorum. "Yüzyıllardır insanlara yanlış olarak lanse edilen Satanizm aslında nedir?". Bana özelden veya bu posttan aklına gelen her soruyu sorabilirsin. İyi günler dilerim. Efendinin laneti canlılara eziyet edenlerin tabiata zarar verenlerin üzerine olsun.
Ave Satanus Amen!
submitted by Baphomet-exe to KGBTR [link] [comments]


2020.06.23 22:52 RevolutionaryPrice46 tam sohbet

Sohbettam Sohbet Sitesi İle Keyifli Vakitler Bu zor pandemi döneminde ne kadar normalleşme sürecinde olsak da olabildiğince kalabalık ortamlardan uzakta, daha çok evde vakit geçirmeyi bir alışkanlık haline getiriyoruz. Bu süreçte de çoğu zaman evde otururken canımız sıkılıyor ve yeni insanlar tanıyıp, sohbet etmek istiyoruz. Tam sohbet sohbet sitemiz sayesinde biz de bu can sıkıntınıza yardımcı olmak için harika sohbet odalarını sizlerin hizmetine sunduk. Herkese uygun sohbet odalarının bulunduğu sitemizde geveze sohbet odalarını da bulabilirsiniz. En ünlü ve sohbetin en keyiflisini yaşayacağınız bu ortamlarda herkesin kendine göre bulabileceği bir sohbet arkadaşı mutlaka oluyor. Siz de sohbet arkadaşınızı bulmak istiyorsanız sitemize bekliyoruz. Herkese uygun cd sohbet dahil her türlü sohbet odasına girebilir ve kesintisiz sohbet keyfini yaşamaya anında başlayabilirsiniz. Sohbet sitemiz 7 gün 24 saat kesintisiz aktif olarak çalışmaktadır. En eğlenceli vakitlerin, yeni insan tanımanın keyfini, değişik hayat hikayelerini ve kendinize bir dost edinme isteğiniz varsa sitemiz tam size göre. Sohbettam sohbet sitemiz ile sizleri yetişkin sohbet odalarımızda yalnızlığınızı giderebileceğiniz arkadaşlar bulmanız için bekliyoruz.
submitted by RevolutionaryPrice46 to u/RevolutionaryPrice46 [link] [comments]


2020.06.19 01:08 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7
https://preview.redd.it/ha91pzbh1r551.jpg?width=850&format=pjpg&auto=webp&s=b600e42b2c7732c4a7eb2d2adf205a46b767cca7

Marksizm

Karl Marx, Marksizm’in iki bileşenini, bilimi ve siyasi partiyi, suni bir biçimde birleştirip görünüşe bakılırsa tümüyle yeni, dünyanın daha önce görmediği bir şeyi, yani bilimsel bir temele ve bilimsel bir programa sahip bilimsel siyaseti ve partiyi yarattı. Bu gerçekten de yeni bir şeydi ve üstelik modern ve vakitlice idi ve ayrıca bilimi, aslında en son bilimi temsil ettiklerini duymaları işçilerin gururunu okşadı. Eğer kitleleri kazanmak istiyorsanız, o zaman gururlarını okşayın. Onları ciddi düşünce ve eylem için güçsüz kılmak ve onların temsilcilerini içi boş bir hayranlığın ilk örneği (arketip) yapmak, kendilerinin bile, en iyi ihtimalle yarım anladıkları bir retoriği söylemek isterseniz, o zaman bilimsel bir partiyi temsil ettiklerine inandırın. Onları büsbütün kötücül aptallıkla doldurmak isterseniz, parti okullarında eğitin. Bunun içindir ki bilimsel parti tüm zamanların en gelişmiş insanlarının talebi idi! Yürürken, düşünürken, yazarken veya resim yaparken içgüdü ve ılımlılık ile hareket eden tüm eski politikacılar ne kadar da amatörlermiş. Bu doğal yeteneğin yanı sıra epey vasıf ve teknik gerektirse dahi hiçbir surette bilim değildi. Ve Plato’dan Machiavelli’ye oradan muhteşem Demagog için El Kitabı’nın yazarına bir bilim çeşidi olarak siyasetin temsilcileri ne kadar da mütevazı kişilermiş. Onlar, basitleştirme ve sentez için büyük bir yetenek ve kesif bir gözle bireysel deneyimleri ve kurumları düzenlediler ve sınıflandırdılar, fakat bunu bilimsel olarak yapma fikri akıllarına hiç gelmedi. Sanatsal yaratıcılık için program temeli sağlamak iddiasında olsaydı estetik nasıl olurdu; Marksizm işbu bilimsel sosyalistler içindir.
Marksizm hükmetmek isteyen profesördür; bu cihetle Karl Marx’ın meşru çocuğudur. Marksizm, babasına benzeyen bir uydurmasyondur ve Marksistler kendi doktrinlerine benzerler.
Fakat gerçekte Marksizm’in bilimsel hezeyanı partinin nesnel (practical) politikalarıyla da iyi uyum sağlayamaz. Bu ikisi sadece Marks ve Engels veya profesörle ipleri elinde tutanı şahsında birleştiren Kautsky gibi adamlar açısından uyuşur. Elbette kişi şayet ne istediğini biliyorsa doğru ve faydalı olanı isteyebilir. Fakat – böyle bir bilginin adına bilim denen şeyden uzak olduğu gerçeği dışında – bir yandan doğal hukukun varsayılan gücüne sahip sözde tarihsel gelişme yasalarına, şeylerin nasıl zorunlu ve kaçınılmaz olarak gelmesi gerektiğinin kesin bilgisine dayanıp böylece hiçbir insanın ne iradesinin ne de eyleminin bu ön belirlenimi zerre kadar değiştiremediğini ileri sürmek; diğer yandan dilemek, talep etmek, etki etmek, eyleme geçmek ve detayları değiştirmek dışında bir şey yapamayacak bir siyasi parti olduğunu iddia etmek handiyse çelişkilidir. Bu iki uyuşmazlık arasındaki köprü insan tarihinde kamuoyuna ifşa edilmiş en çılgın kibirdir. Marksistlerin yaptığı veya talep ettiği her şey (kaldı ki talep ettikleri yaptıklarından çoktur) şu anda tam da Tanrı (Providence) tarafından belirlenmiş gelişimin gerekli bağlantısıdır ve sadece doğal hukukun tezahürüdür. Diğerlerinin, Karl Marx tarafından keşfedilen ve sağlama alınan insafsız tarihsel eğilimleri zapt etmek adına yaptığı her şey nafile bir çabadır. Diğer bir deyişle Marksistler, amaçları bakımından gelişim yasasının icrai organlarıdır. Marksistler, üç aşağı beş yukarı bir kişide birleşen doğa ve toplum hükümetinin yasama ve yürütme dalları gibi bu yasanın keşfedicileri ve de uygulayıcılarıdır. Her halükarda diğerleri de istemeyerek de olsa bu yasaların uygulanmasına yardım ederler. Yoksul arkadaşlar her zaman yanlış şeyi isterler fakat tüm çabaları ve eylemleri ancak Marksizm tarafından belirlenmiş ihtiyaca yardımcı olur. Her kibir, her inatçı çılgınlık, hoşgörüsüzlük ve dar kafalılık ve Marksistlerin bilimsel-politik yürekleri ile sürekli sergilenen tüm küçümseyici huylar, saçma ve tuhaf teori karışımları, bilim ve parti pratiklerinden kaynaklanır. Marksizm hükmetmek isteyen profesördür; bu cihetle Karl Marx’ın meşru çocuğudur. Marksizm, babasına benzeyen bir uydurmasyondur ve Marksistler kendi doktrinlerine benzerler. Tek fark şu ki gerçek Profesör Karl Marx’ın entelektüel zekâsı, eksiksiz bilgisi ve çoğunlukla takdire şayan mantıksal birleştirimi ve birlik hediyesi şimdilerde genellikle broşür yazarlarının ilmi, parti-okul bilgeliği ve alt tabakanın papağan gibi tekrarı ile yer değişmiştir. En azından Karl Marx ekonomik yaşamın gerçeklerini, yararlanılan-kaynaklara ilişkin belgeleri ve – çoğu kez oldukça küstahça da olsa – büyük içgüdüsel dehaların keşiflerini çalışmıştı. Onun halefleri ise genellikle Berlin’deki Eğitim Bakanlığı’nın onayı ile derlenmiş ders kitapları ve özetleri ile yetinmektedir. Ve bizler burada proleteryanın aptal ve hayâsız dalkavukluğuna uymak zorunda olmadığımız için sosyalizm proleteryanın ortadan kalkmasını amaçladığı ve bu sebeple de onu ilgili tüm tarafların yüreğine ve aklına bilhassa faydalı bir kurum olarak görmediği için (büyük ve talihli şahıslar açısından, elbette, tıpkı her zorluk ve engelde olduğu gibi beraberinde pek çok avantajı getirecektir. Bir tür hazır oluş veya açık icra ihtimali ve gerilimi oluşturduğu ölçüde yoksunluğun ve içsel boşluğun bir gün, o büyük anda, birdenbire tüm kitleleri dayanışma ve deha ile hareket etmek üzere zorlayacağına dair her zaman bir umut vardır) burada bir kez daha şu söylenebilir: doğrudur, bir mucize, yani ruhun mucizesi, bir gün proletaryanın başına gelebilir, diğer tüm insanların başına gelebildiği gibi. Fakat Marksizm bu tür bir Pentekostal mucize değildi ve lisana bir hediye getirmedi. Daha çok Babilli bir kafa karışıklığı ve yüksekten atış idi. Proleter Profesör, proleter avukat ve parti lideri, bilim olma iddiasındaki sosyalizm türü olan ve adına Marksizm denilen o karikatürlerin karikatürüdür.
Bu Marksizm bu bilimi ne öğretir? Ne iddia eder? Geleceği bildiğini iddia eder. Sonsuz gelişim yasası ve insanlık tarihinin belirleyici faktörlerine ilişkin derin bir iç görüye sahip olduğunu; neyin gelmekte olduğunu, tarihin nasıl devam edeceğini ve koşullarımızdan ve üretim ve örgüt biçimlerimizden ne çıkacağını bildiğini zanneder.
Bilimin değeri ve anlamı hiç bu kadar saçma bir şekilde yanlış anlaşılmamıştı. İnsanlıkla, özellikle insanlığın en çok ezilen, entelektüel olarak mahrum edilmiş ve geri kalmış kısmı ile çarpık ayna görüntüsü kullanılarak hiç bu kadar alay edilmemişti.
Biz burada henüz bu bilimin içeriğini, Marksistlerin keşfettiklerini iddia ettikleri insanlığın varsayılan gidişatını hesaba katmadık. Bu noktada mesele sadece geçmişin verilerinden ve bilgilerinden ve günümüzün olguları ve koşullarından kesin bir bilgiyle geleceği haber veren, hesaplayan ve belirleyen bir bilimin var olduğuna dair ölçüsüzce aptal varsayımı ortaya çıkarıp, onunla alay etmek ve bu varsayımı reddetmektir.
Bu cihetle tarih ve politik ekonomi, bilim değildir. Tarihteki etkin güçler bilimsel olarak formülleştirilemezler; bunların hükümleri her zaman, içerdiği veya yaydığı insan doğasına bağlı olarak daha yüksek veya daha alçak bir isimle tarif edilebilir bir tahmin – kehanet ya da profesöre ait saçmalık – olacaktır.
Buraya kadar inandığım gibi – bildiğim gibi demeye de cüret edebilirim zira ahmaklar tarafından yanlış anlaşılmaktan korkmuyorum, aslında öyle olmasını ümit ediyorum – nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi – en derin inancım ve hissimle – nereye gitmemiz gerektiğini ve nereye gitmek istememiz gerektiğini konuşmaya da çalıştım. Fakat bu ihtiyaç bize doğal hukuk şeklinde değil ne olması gerektiği ile dayatılır. Desem ki bir şeyler biliyorum, bu bilme matematikteki bilinmeyen bir miktarın bilinenlerden hesaplanması anlamına mı gelir? Ya da bir geometri sorusunun çözülebilmesinde olduğu gibi midir? Ya da yerçekimi ve eylemsizlik yasası yahut enerji sakınımı kanunu her zaman geçerli midir? Veyahut formül için gereken verileri biliyorsam düşen bir nesnenin veya merminin yolunu hesaplayabilmem gibi midir? Veya H2O’nun su olduğunu bilmem gibi midir? Veya pek çok yıldızın hareketlerini hesaplayıp ay ve güneş tutulmalarını öngörebilmem gibi midir? Hayır! Tüm bunlar bilimsel eylemler ve sonuçlardır. Bunlar tabii yasalardır çünkü aklımızın yasalarıdır. Fakat yaşamımızdan ve bedenimizden ne anlam çıkaracağımızı, önceki yaşamımızın devamının, önümüzdeki yolun, sıkışmanın salınmasının, eğilim etkinleşmesinin – tüm bunlara “gelecek” denmektedir – ne olacağını söyleyen bir doğal yasa, aklımızın yasası, büyük enerji sakınımı yasasının bir alt-yasası daha vardır. Bunlar bilim şeklinde sunulamazlar, diğer bir deyişle sadece sınıflandırmaya tabi emrivakiler şeklinde değil bir eğilime eşlik eden his, dışarıdan gelene tamamen münasip arzu ve çabanın iç baskısı, dengenin değişen durumu şeklinde sunulabilirler. Bu; iradeye, göreve, kehanete varan tüm bildirimlere, vizyona ve sanatsal yaratıma işaret eder. Üzerinde durduğumuz yolun hedefi bir matematik sorun ya da olgusal bir rapor, hatta bir gelişim yasası ile benzer değildir. Bu, enerji sakınım yasası ile alay etmek olurdu. Bu yol cesur yürekliliğe tekabül eder. Bilginin anlamı: yaşamış olmak, olan şeylere sahip olmaktır. Yaşamın anlamı: yaşamak, gelecek olanı yaratmak ve bunun acısını çekmektir.
Bu sadece geleceğin bilimi olmadığı anlamına gelmez; yalnızca halen yaşayan geçmişin yaşayan bilgisinin olduğunu, orada yatan ve ölü olan bir şeylerin etkisiz bilimi olmadığını da ima eder. Marksistler ve onlar gibi tüm ahlakçılar ve gelişim politikacıları, ister Darwin-öncesi Marksistler gibi katastrofik ve çapsal gelişim teorisine bağlı olsunlar, isterse Darwinci revizyonistler gibi yavaş, tedrici çok küçük değişimlerin toplamı yolu ile eşit gelişen ilerlemeyi yerleştirmeyi dilesinler, bunlar ve gelişim biliminin tüm temsilcileri, mutlaka bilimsel faaliyetten vazgeçemiyor iseler, müteakip, görkemli, ilgili kelime gruplarının yani Ben Biliyorum, Ben yapabilirim (buradaki –ebilmek eki yetiyi ima eder. ç.n.), Ben yapabilirim ( buradaki –ebilmek eki olasılığı ifade eder. ç.n.), O yapmalı (buradaki -malı zorunluluk ifade eder. ç.n.), Ben yapmalıyım (buradaki –malı tavsiyeyi imler. ç.n.) ifadelerinin gerçek anlamlarına dair, doğa ve ruhun gerçekliğine ilişkin ne ifade ettikleri ile ilgili bilimsel bir araştırma yürütmelidirler. Bu onları daha mütevazı ve bilimsel, daha insani ve anlayışlı ve daha girişken ve mert yapacaktır.
Bu cihetle tarih ve politik ekonomi, bilim değildir. Tarihteki etkin güçler bilimsel olarak formülleştirilemezler; bunların hükümleri her zaman, içerdiği veya yaydığı insan doğasına bağlı olarak daha yüksek veya daha alçak bir isimle tarif edilebilir bir tahmin – kehanet ya da profesöre ait saçmalık – olacaktır. Bunlar her zaman doğamıza, karakterimize, yaşamımıza ve çıkarlarımıza bağlı bir değerlendirme olacaktır. Ayrıca söz konusu güçler şekilsiz, kararsız, belirsiz ve değişken olarak bizce kesinkes biliniyor olsa dahi bu tür ilkelerin uygulanması için gerekli olan olgular çok az bilinmektedir. Zaten insanın kelimenin tam anlamıyla sonsuz olan geçmişiyle ve dünya ile ilgili bilimsel bir değerlendirme yapmak için elimizde hangi dış bulgular vardır ki? Elbette, her tür şey, fazlasıyla çok, bu sözde bilimin arabalarına taşınmış ve bu arabalardan indirilmiştir. Maalesef bunlar sözde insan ve dünya tarihinin bir saniyesinden palas pandıras atılmış, karışmış, harap olmuş, parçalanmış yıkıntılardır. Hiçbir örnek ne kadar az bildiğimizi açıklığa kavuşturmaya yetecek kadar kaba değildir. Elbette bir örnek, tıpkı muhteşem Goethe’nin dediği gibi, sezgisel deha için genellikle bin kelimeye değerdir ve onları bünyesinde barındırır. Bununla birlikte bu biyolojik oluş ve insanlık tarihinin tüm alanları için güçlerle ve yasalarla ilgili örnek olaylar bulunmaktadır fakat yine Goethe’nin dilini kullanacak olursak, bunlar düpedüz veri-toplayıcılarının, Darwincilerin ve revizyonistlerin deneysel gübrelerine ve Marksistlerin diyalektik gübresine dönüşürler. Ve bu cihetle dahi – ki kendisi için insanların bir arada yaşamış olmaları ile ilgili meselelerde bir olay genellikle bin kelimeye bedeldir- bir bilim dehası değildir; yaratım ve eylem dehasıdır. Yaşamın bilgisi dâhil edilmiştir fakat ne kadar hakiki, büyük bilime dayandırılabilse de bu, bilim değildir.
Ve tanrıya ve dünyaya şükür olsun ki bu böyle! Gelecek olan her şeyi biliyor, gerçekten biliyor olsaydık niçin yaşardık? Yaşamanın anlamı yeni bir şeye dönüşmek değil midir? Yaşamanın anlamı eski, kendine güvenen ve bağımsız birer varlık olarak bizlerin, müstakil bir dünya ve sonsuz oluş olarak, içinde olmadığımız yeni, belirsiz bir başka dünyaya eşit derecede sonsuz, geçitten geçide ve çokluktan çokluğa girmemiz değil midir?
Kendimize canlı dediğimiz zaman, biz okuyucular ya da gözlemleyiciler ya da varlıklar çok iyi bilinen güçler tarafından eskiden eski olana, eşit derecede iyi bilinen bir yere doğru sürüklenenler değil miyiz? Ya da bizler eylem nesneleri olmaktan çok yürüyen ayak ve çalışan el değil miyiz? Ve dünya bize, her sabah kalktığımızda, meçhul, bilinmez ve amorf, kendi doğal kabiliyetlerimizin bir aracı ile oluşturup özümsediğimiz yeni ve sunulan bir şey gibi görünmez mi? Ah siz Marksistler, keşke özel yaşamınızda bereket ve neşenin bolluğuna sahip olsaydınız, o zaman yaşamı bilime döndürmek istemez ve döndüremezdiniz! Ve nasıl yapardınız ki, sosyalist olarak görevinizin, neşe dolu iş biçimleri ve topluluklar ve neşe içinde yaşayan toplum olma durumunu edinmeleri için insanlara yardım etmek olduğunu bilseydiniz.
Bıkmış, şüpheci veya dertli olarak değil, neşe ile kabullenerek insanların ve ulusların çok çeşitli ve anlaşılmaz geçmiş ve gelecek yaşam biçimlerine dair hiçbir şey bilmediğimizi belirtiyorum; binyılın kaderini bilmek, hissetmek ve içeriden yaşamak için yeterince, pek çok insana göre daha fazla, gururlu ve cesurum. Ne olduğuna ve neyin olmakta olduğuna dair bir fikrim var. Kaderimizin gidişatına ilişkin benim de bir hissiyatım var. Nereye gitmek ve nerede başkalarına tavsiyede bulunmak ve onları yönlendirmek istediğimi biliyorum. Ve pek çok kişiye, hem şahıslara hem kitlelere, iç görümü, coşkun hissimi, güçlü irademi aktarmak istiyorum. Fakat bir formülle mi konuşuyorum? Aldatıcı bir biçimde bir matematikçi gibi gizlenen bir gazeteci miyim? Bilim flütüyle toy çocukları saçmalık ve sahtekârlık dağına yönlendiren Fareli Köyün Kavalcısı mıyım? Ben bir Marksist miyim?
Hayır, fakat ne olduğumu söyleyeceğim. Konuştuğum başkaları – Marksistler – bana anlatana kadar beklemek zorunda değilim. Herkes kadar çalıştım, araştırdım ve bilgi topladım ve eğer tarih ve ekonomi diye bir bilim varsa ben kesinlikle onu öğrenecek yeterli beyne sahibim. Gerçekten de sizler, siz Marksistler tuhaf insanlarsınız ve kendinizi merak etmemeniz hayret verici. Mütevazı bir zekâya sahip insanların dahi bilimin sonuçlarını, bu sonuçlar ortada varken öğrenebileceği eski ve kesin bir konu değil midir? O halde tüm tartışmalarınızın, polemiklerinizin ve ajitasyonlarınızın, tüm talepleriniz ve müzakerelerinizin, tüm retoriğinizin ve münakaşalarınızın maksadı nedir? Bir biliminiz varsa eğer, bu yersiz didişmelerinize son verin. Okul müdürünün sopasını elinize alın ve bizi bilgilendirin, bize öğretin, yöntemleri, işleyişleri, yapıları öğrenmemizi ve bunları cansiperane uygulamamızı sağlayın ve tecrübeli, kandırılmamış ve kesin bilenler olarak Bebel’inizin dürüst bir amatör olarak denediğini yapın: nihayet gelecek tarihin kesin verilerini bize anlatın!
Çünkü sosyalizmi gasp eden ve Marks’ın Kapitali’ni, Nibelungen hazinesini koruyan cüceler gibi bekleyen Niselheim’ın soğukkanlı insanları küçümsenmeli ve dağıtılmalıdır. Sosyalizm meşru varislerine devredilmeli ki böylece neyse ona, – neşe ve coşkuya, inşa ve yapıma, tüm duyular için ve tüm ilksel yaşamlar için ve şimdilerde eylem halinde bir icraya dönüşmek üzere olan sonuna kadar görülen bir rüyaya – dönüşebilsin
Bu yüzden ben de çalıştım, sizin gibi değil ama sizden daha iyi çalıştım ve yine de şunu söylüyorum: öğrettiğim kesinlikle bilim değildir. Her kişinin kendi doğasını, kendi gerçek yaşamının kendisini aynı yola yöneltip yöneltmediğini incelemesine izin verin ve ancak o zaman onun benimle gelmesine müsaade edin ama müsaade edin. Sizden daha iyi çalıştım çünkü bende sizde bulunmayan bir şey var. Elbette, kibrim, ya da yaygın olarak adına ne deniyorsa, sizinkinden daha fazla değil. Kendime dair mütevazı yani münasip görüşümü kendime saklarım, gayet tabii akranlarım arasında, kimin sosyalist kimin sosyalist olmadığını söyleme zorunluluğu hariç! Çünkü sosyalizmi gasp eden ve Marks’ın Kapitali’ni, Nibelungen hazinesini koruyan cüceler gibi bekleyen Niselheim’ın soğukkanlı insanları küçümsenmeli ve dağıtılmalıdır. Sosyalizm meşru varislerine devredilmeli ki böylece neyse ona, – neşe ve coşkuya, inşa ve yapıma, tüm duyular için ve tüm ilksel yaşamlar için ve şimdilerde eylem halinde bir icraya dönüşmek üzere olan sonuna kadar görülen bir rüyaya – dönüşebilsin. Ve varisler hala uyuduğu ve rüya ve şekilciliğin uzak diyarlarında kaldıkları için ve birilerinin mirasa nihayetinde el koyması gerektiği için bu varisleri bir araya toplamalı ve kendimi de onlardan biri olarak meşrulaştırmalıyım.
O zaman bu Marksistler tüm bu bilimsel hurafelerini nereden edinmektedir? Marksistler, geleneğin ve koşulların çeşitlenmiş, parçalanmış, çetrefil ve karışık detaylarını tek bir düzen ve birlik hattına indirgemek istiyorlar. Onlar dahi basitleştirme, birlik ve evrensellik ihtiyacını hissediyorlar.
Gene sana mı ulaştık, oh sen muhteşem kurtarıcı Bir ve Evrensel Fikir, sen ki gerçek yaşama olduğu kadar gerçek düşünceye de gerekli olan, bir arada varolmayı ve toplumu, anlaşmayı ve içselliği yaratan, düşünürlerin zihninde ve doğa sözleşmesinde yer alan fikir? Sen, ruh ismiyle adlandırılan!
Ama sana sahip değiller ve bu yüzden senin yerine koyuyorlar. Bu yüzden kendi yanıltıcı taklitlerini, kendi tarihsel yamalarının ve kendi bilimsel yasalarının ikame ürünlerini uyduruyorlar: onlar sadece detayları oluşturan, ilişkilendiren ve düzenleyen ve dağınık olguları yani bilimi bağlayan tek bir ikna edici genel ilkeyi tanırlar. Aslında bilim ruhtur, düzendir, birlik ve dayanışmadır; bilimse… Fakat o, dolap ve dalavere olduğunda, sözde bilim adamı sırf kılık değiştirmiş bir gazeteci ve kötü kamufle olmuş başyazar olduğunda, istatistiklere göre formüle edilmiş pek çok olgu ve diyalektikle maskelenmiş basmakalıp sözler, tarihin bir çeşit yüksek matematiği ve gelecek yaşam için şaşmaz bir el kitabı olduğunu iddia ettiğinde bu sözde bilim ruhsuzdur, idrak kabiliyetine engeldir. Argümanlar ve kahkahayla, sinirden kudurarak yok edilmesi gereken bir engeldir.
Ruhun diğer biçimlerini bilmiyorsunuz ve bu yüzden peygamberlik oynamak isteyen gerçek profesörler olduğunuz zamanlar hariç, tıpkı ut çalmak isteyen ama çalamayan diğer profesörünüz, koruyucu aziziniz gibi avukat yüzlerinize profesörlük maskesini giydiniz.
Fakat bizler ruhun ne olduğunu biliyoruz ve bunu burada sık sık söyledik. İnsanlığın akışında tür ve kaynak açısından sizinkinden farklı evrensel bir uyumumuz var. Bilgimiz, büyük asli hislerimizle ve güçlü, geniş kapsamlı irademiz ile doludur: bizler – fakat önce siz zavallı Marksistler, bir sandalye çekin ve oturun ve sıkı durun, zira berbat, küstah bir iddia birazdan öne sürülecek, ki bu eş anlı olarak bana karşı küçültücü bir tonda ileri sürmek isteyeceğiniz suçlamanın önüne geçecektir – bizler şairleriz; ve bilimsel dolandırıcıları, Marksistleri, soğuk, boş, ruhsuzları yok etmek istiyoruz böylelikle şiirsel vizyon, sanatkârane yoğunlaşmış yaratıcılık, heves ve kehanet şu andan itibaren harekete geçmek, çalışmak ve inşa etmek için kendi yerini bulacaktır; yaşamda, insan bedenleriyle birlikte, insicamlı bir hayat, iş ve grupların, toplulukların ve ulusların dayanışması için.
Evet, gerçekten de öyle. Yeterince uzun süredir şiirsel bir rüya ve melodi olan, büyüleyici bir çevre ve parlak bir renk cümbüşü tümüyle hayata geçecek ve gerçek olacaktır. Biz şairler, yaşayan ortamda yaratmak ve kimin daha büyük ve daha güçlü uygulayıcılar olduğunu görmek istiyoruz. Bildiğini iddia eden ve hiçbir şey yapmayan sizler mi, yoksa şu anda içinde canlı bir imge, kesin bir his ve enerjik iradeye sahip bizler mi? Ne yapılabilecekse onu yapmak isteyen biziz, şimdi ve sonsuza kadar. Biziz bıkıp usanmadan sizin yanınızdan kahkaha, sebepler ve öfke ile geçip saldırılarla ve savaşlarla daha yoğun parçaların üstesinden gelen, biteviye ileriye güdümlü, sürekli eylem, inşa ve yıkım bulunan harekette bizlerle birlikte olan insanları örgütlemek isteyen. Bilim de, parti de temin etmiyoruz. Sizin anladığınız şekliyle daha az entelektüel ittifak sunuyoruz, zira siz bu tür bir şeyden bahsettiğinizde kafanızda aydınlanma diye adlandırdığınız ve bizim ise yarı-eğitim ve broşür-yemi dediğimiz şey beliriveriyor. Bizi harekete geçiren ruh yaşamın özüdür ve etkin gerçekliği yaratır. Bu ruhun bir diğer adı daha vardır: dayanışma [Bund]; ve bizlerin güzel bir sunumla şiirselleştirmek istediğimiz şey eylemdir, sosyalizmdir, bir işçi sınıfı cemiyetidir[Bund].
İşte burada Marksistlerin neden ruhu materyalist diye adlandırdıkları ünlü tarih mefhumundan dışladıklarını gözlerimizin önünde net bir şekilde görüyoruz ve ona ellerimizle dokunabiliyoruz. Bizler, bu noktada, diğer mükemmel Marksist muhaliflerin yaparken başardıklarına kıyasla daha iyi bir açıklama sunabiliriz. Marksistler, beyannamelerinde ve görüşlerinde ruhu çok doğal, aslında neredeyse mükemmel bir maddi neden ile dışarıda bırakmıştır, yani çünkü ruhları yoktur.
Fakat bu, onların tarihi tanımlama tavırları, hakkıyla “materyalist” olarak adlandırılabildiğinde doğru olabilirdi sadece. Bu da temsilcilerinin kendilerine ait bir ruhla elde edemeyeceği bir girişim olsa da takdire şayan, hatta devasa bir teşebbüs – tüm insanlık tarihini sırf fiziki olaylar, somut gerçek işlemler, dünyanın geri kalanındaki maddi olaylar arasındaki sonu gelmez etkileşim ve insan bedenlerinin psikolojik süreçleri biçiminde tanımlama girişimi – olurdu. Ancak hâlihazırda belirtmiş olduğum sebeplerden ötürü bu, kati surette yasalara dayanan bir bilim olamaz ancak böyle bir bilimin hayali, neredeyse fantastik bir ön taslağa dönüşebilir. Belki bir gün birileri, bu işi, sırf doğru temeli ve dil olanağını bulmak için bile olsa, bu katı yapıyı eritmek ve onu tamamen bir imgeye indirgemek ve bu büyük ters yöne çevirimi üstlenmek, yani insanlık tarihinin tamamını – tüm maddeselliği hariç tutarak- topyekün ruhsal bir oluşum, akli akımların mübadelesi olarak betimlemek için – üstlenecektir. Materyalizmi nihai sonuçları üzerinden düşünebilen herhangi biri bunun idealizmin diğer yüzü olduğunu bilir. Böylesi hakiki bir materyalist her kim ise O, ancak Spinoza okulundan geliyor olabilir. Ama bu kadarı yeter! Marksistler bundan ne anlamaktadır? Marksistler, Spinoza adını duyduklarında muhtemelen broşürcülerinin ve Darwinci tekçi yazarların Spinoza’dan çıkarttıkları pelüş oyuncağı düşünmektedir.
Yeter artık: burada sadece, Marksistlerin tarihin materyalist anlayışı dedikleri şeyin rasyonel anlaşılan herhangi bir materyalizm ile hiçbir ilgisi olmadığını söylemek gerekiyor: sonunda Marksistler, materyalizmi rasyonel bir biçimde anlamanın dahi bir çelişki olduğunu düşündüler ve hatta bunda yanılmış bile olmazlardı. Her halükarda öğrettikleri tarihsel anlayış “ekonomik” olmalıdır. Yukarıda da söylendiği üzere onun gerçek adı, ruhsuz tarih anlayışıdır.
Sözcüklerin çelişik yanlış kullanımı Marksistleri, sığ adamları ne kadar rahatsız edilebiliyorsa ancak o kadar rahatsız etmiştir. Bazıları söz konusu çelişkiye absürt bir yarım gerçekle, diğerleri farklı, çarpık bir gerçek dışılıkla uyum göstermiş ve bu şekilde aralarında farklı ekoller ve her türden gerilim ve ayrılık çıkmıştır.
Marksistler, tüm politik koşulların, dinlerin, entelektüel hareketlerin hepsinin sadece ekonomik koşulların ve toplumsal kurumların ve işleyişlerin bir tür yan tesiri, ideolojik bir üst yapısı olduğunu keşfettiğini iddia etmektedir. Elbette kendi doktrinlerini ve tüm ajitasyonlarını ve politik eylemlerini bundan hariç tutmazlar. Onların süfli akılları, kendilerinin ekonomik ve toplumsal gerçeklik olarak adlandırdığı şeyle, akli ve ruhi eylemin ayrılmaz bir biçimde birbiriyle ne denli iç içe geçtiği, ekonomik yaşamın toplumsal yaşamın sadece çok küçük bir parçası olduğu, bu toplumsal yaşamın, insanın bir arada yaşama hareketlerinden, büyük ve küçük ruhsal yapılardan tümüyle ayrılamaz olduğu gerçeğinden sadece biraz rahatsız olur? Onlar, umumiyetle tüm beyanlarında kendi sözcüklerini idrak etme ihtiyacını hiç hissetmemiş ağzı laf yapan konuşmacılardır ve laf ebesidirler. Bir an bunu idrak etselerdi derin sessiz adamlar olurlardı. Zira kendi tüm çelişkilerinde ve tutarsızlıklarında boğulurlardı.
Sözcüklerin çelişik yanlış kullanımı Marksistleri, sığ adamları ne kadar rahatsız edilebiliyorsa ancak o kadar rahatsız etmiştir. Bazıları söz konusu çelişkiye absürt bir yarım gerçekle, diğerleri farklı, çarpık bir gerçek dışılıkla uyum göstermiş ve bu şekilde aralarında farklı ekoller ve her türden gerilim ve ayrılık çıkmıştır. Bu doktrinden yola çıkarak bazıları politikayı ekonominin neredeyse alakasız bir yansımasına indirgediği için Marksizm’in apolitik ve handiyse anti-politik bir tavır beyan ettiği sonucuna varmıştır. [Buna göre] politika, yasama ve hükümet biçimleri önemli değildir; sadece ekonomik biçimler ve ekonomik mücadeleler önemlidir (fakat elbette bu mücadeleler de saf doktrine kaçak sokulmuştur zira bir mücadele, hatta ekonomik bir mücadele dahi tümüyle ruhsal bir meseledir, ruhun yaşamıyla güçlü bir biçimde iç içe geçmiştir – bu kadarı yeter, çünkü, yukarıda da söylendiği üzere, Marksizm’in herhangi bir nokta-i nazarını inceleyen biri her zaman imkânsızlık, taviz ve kaçak keşfeder.) Her şeye rağmen diğerleri, politikanın yardımıyla ekonomik meseleleri etkilemek isterler ve kendilerinin profesörlüğe ait mürekkep lekelerinden oldukça farklı görünen tavizlere, bahanelere ve bıktırıcı gerçeklik düzeltmelerine ekleme yaparlar. Kendilerinin tamamının da uygulaması gerektiği bu geçici çarelere ekleme yaparlar. Mesele bu değil ve biz de bu ihtilaflı meselelerle daha fazla uğraşmayacağız. Bunlarla politik Marksistler, kendi kardeşleriyle, sendikacılarla ve son dönemde iki asil ismin acınası bir biçimde yanlış kullanıldığı sözde anarko-anarşistlerle birlikte savaşsınlar.
Tüm doktrin yanlış olduğu ve bu doktrinin iler tutar bir tarafı olmadığı için, geride doğru ve değerli kalan tek şey İngiltere’de ve başka yerlerde Karl Marx’tan çok uzun zaman önce fark edilmiş olan bir gerçektir: insan olayları üzerinde düşünürken ekonomik ve toplumsal koşulların ve değişimlerinin yüksek önemi göz ardı edilmemelidir. Bu husus, özgürlüğe, kültüre, dayanışmaya, halka ve sosyalizme doğru atılmış en erken ve en önemli adımlardan biri olan, devletten ayrı olarak toplumun keşfi şeklinde adlandırılması gereken büyük harekete sebep olmuştur. Pek çok faydalı ve ufuk açıcı fikirler on sekizinci yüzyılın parlak gazetecilerinin ve politik ekonomistlerinin muazzam yazılarında ve on dokuzuncu yüzyılın ilk sosyalistlerinde bulunmaktadır. Ancak Marksizm tüm bunları bir karikatüre, sahteliğe ve yozlaşmaya indirgemiştir. Marksistlerin kavradığı sözde bilim gerçek etkisi bakımından acınası ve feci bir girişimdir (zira hiçbir sözde bilim, demagojik, hatta sadece popüler bir damgaya sahip olsa dahi, eğitimli ve eğitimsiz kitleleri ve de üniversite profesörlerini kendisine çekmeyecek kadar aptal değildir). Dolayısıyla Marksizm devletten uzaklaştıran bu akımı – diğer bir deyişle ortak bir ruh ile kültürsüzlükten birleşmiş gönüllü teşekküllere yönelen, kendisiyle birlikte toplumların toplumunu taşıyan akımı – gerisin geri devlete ve tüm toplumsal kurumlarımızın ruhsuzluğuna doğru, tersine çevirmeye çalışmaktadır ve dahası bu akım hırslı politikacıların çarklarını döndürmek için koşmaktadır.
Buna daha yakından bakmalıyız. Acı Marksist soğanının sadece iki kabuğunu soyduğumuz için gözlerimizi yaşartsa da bu soğanı daha derinden, merkezine doğru kesmeliyiz. Daha sonra bu ucubeyi kesip parçalara ayırmalıyız ve söz veriyorum buna devam ettikçe her zaman biraz burun çekme ve aksırma ve kahkaha olacaktır. Şimdiden bilim ve Marksistlerin materyalizmi açısından durumu gördük. Fakat bunlar geçmiş, günümüz ve geleceğe ilişkin ne tür bir tarihsel gidişat keşfetti? Bunun, maddi gerçeklikten kendi ruhsal üstyapılarına doğru büyüyen bir gidişat olmadığı kesin, bu muhtemelen Kartezyen pineal bezlerinde büyüyen bir tür.
Şimdi, profesörün yaşamı yanlış bilime, insan vücutlarını kâğıda indirgediği noktaya ulaştık. Kendisi de oldukça farklı bir tür profesöre, dönüşüm için başka pek çok yetenekle beraber dönüştü. Ne de olsa profesörler genellikle kendilerine dönüşüm sanatçıları, sihirbazlar, kasaba fuarlarında el çabukluğu marifetiyle ve geveze çeneleri ile üreten hokkabazlar derler. Karl Marx’ın en ünlü ve belirleyici bölümleri bana hep bu tür profesörleri hatırlatmıştır. “Bir, iki, üç. Gördüğünüze inanmayın”.
Şimdi zamanı geldi: “kapitalist üretim, doğal bir süreçle birlikte kendi değillemesini (negation) üretmektedir:” Sosyalizm. “İşbirliği” ve “yeryüzünün ortak mülkiyeti” için Karl Marx, hâlihazırda “kapitalist çağın bir başarısıdır” diyor. Büyük, muazzam, neredeyse sonsuz proleterleşmiş insan kitleleri aslında sosyalizme neredeyse hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar sadece vaktin gelmesini beklemelidirler.
Sonuç olarak, Karl Marx’a göre uluslarımızın Orta Çağlar’dan günümüz kanalıyla geleceğe doğru ilerlemeci kariyeri “doğal bir sürecin gereksinimi ile” (İngilizce metne göre ki hala daha en net olandır: doğal bir yasanın zorunluluğu ile), üstelik de artan bir hızla gerçekleşen bir seyirdir. İlk aşamada küçük esnaf olarak sadece ortalama, sıradan insanlar, küçük burjuvalar vb. acınası kişiler vardı ve pek çok insan kendilerine ait küçük mülklere halen de sahipti. Ondan sonra kapitalizm, ikinci aşama, ilerlemeye doğru yükseliş, gelişimin ve sosyalizme giden yolun birinci aşaması geldi ve dünya tümden farklı bir çehreye büründü. Çok az kişi, her biri çok geniş olan mülklere sahipti, kitlenin hiçbir şeyi yoktu. Bu aşamaya geçiş zordu ve şiddet ve çirkin fiiller olmaksızın gerçekleşemezdi. Ancak bu aşamada vaat edilen toprağa doğru ilerleme çok daha hızlı ve gelişmenin sorunsuz işleyen raylarında kolaylıkla gerçekleşti. Tanrı’ya şükür gitgide daha fazla kitle proleterleşti; Tanrı’ya şükür artık daha az kapitalist bulunuyordu; en son proleter kitleler, deniz kıyısındaki kum gibi yalıtılmış devasa müteşebbislerle yüzleşene kadar bu az sayıdaki kapitalist, birbirinin malına el koydu ve şimdilerde de üçüncü aşamaya, gelişmenin ikinci sürecine sıçradılar; sosyalizme doğru son adım ise sadece bir çocuk oyuncağı: “Kapitalist özel mülkiyetin ölüm çanları çalıyor”. “Üretimin araçlarının merkezileşmesi” ve “emeğin toplumsallaşması” diyor, Karl Marx, kapitalizm ile başarıldı. O, buna “kapital tekeli altında gelişen” üretim biçimi diyor, zira kapitalizmin sosyalizme dönüşmeden hemen önceki son güzelliklerini överken her zamanki gibi kolaylıkla şiirsel bir esrikliğe bürünüyor. Şimdi zamanı geldi: “kapitalist üretim, doğal bir süreçle birlikte kendi değillemesini (negation) üretmektedir:” Sosyalizm. “İşbirliği” ve “yeryüzünün ortak mülkiyeti” için Karl Marx, hâlihazırda “kapitalist çağın bir başarısıdır” diyor. Büyük, muazzam, neredeyse sonsuz proleterleşmiş insan kitleleri aslında sosyalizme neredeyse hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar sadece vaktin gelmesini beklemelidirler.
Yine de doğru değil mi? Kapitalizmin bize işbirliği ve yeryüzünün ortak mülkiyeti ve üretim araçlarını getirmiş olduğu söylenebilirken, siz bilimin beyefendileri, o noktaya ulaşmaktan uzak mıyız? Ortak mülkiyet her ne anlama gelirse gelsin, en azından bu kadarı nettir, gerçi pek çok farklı ortak mülkiyet biçimleri olabilir, fakat gasptan, imtiyazdan, özel mülkten gayri bir şey olsa gerektir. Sözde şimdiden sosyalizme benzeyen bu ortak mülkiyete dair herhangi bir iz şu anda görülebilir mi? Evet mi, hayır mı? Zira bu doğal sürecin daha ne kadar süreceğini bilmeyi çok isteriz. Biliminizi bize gösterin, lütfen!
Fakat kim bilir, kim bilir! Belki de Karl Marx, yeryüzünün ortak mülkiyetinin gözle görünür başlangıçlarını ya da izlerini ve hâlihazırda on dokuzuncu yüzyıl ortalarında tekelci kapitalizmden doğmuş üretim araçlarını gördü. İşbirliğine gelince konu daha yakından inceleme altındadır, şimdiden oldukça nettir. Ancak bana göre işbirliği, birlikte hareket ve ortak çalışma demektir ve bir ineğin ve atın saban önüne müştereken çekilmesine veya pamuk tarlasında veya şeker kamışı tarlasında Zenci (Negro) kölelerin, ortak iş bölümü ile ortak bir mekândaki çalışmasına “işbirliği” ya da “birlikte çalışmak” diyen kişi budala değilse nedir – fakat ne söylüyorum ben? Karl Marx tam da böyle bir budalaya benziyor! Ne geleceği! Kapitalizmin daha fazla gelişmesi de ne! Zeki âlim günümüze sıkışıp kalmıştır. Karl Marx’ın işbirliği dediği şey ki sosyalizmin bir unsuru olması gerekir, kendi zamanındaki kapitalist teşebbüste gördüğü çalışma biçimi, binlerce kişinin bir odada çalıştığı fabrika sistemi, işçinin makinelere adaptasyonu ve kapitalist dünya pazarı için malların üretiminde sonuç olarak ortaya çıkan yaygın iş bölümüdür. Kaldı ki kendisi de sorgulamaksızın kapitalizmin “şimdiden aslında toplumsal üretim teşebbüsüne dayandığını” söylemektedir.
Marksizm’in temelinin, bu tür bir sosyalizm İncili’nin adına Kapital denmesi sembolik olarak önemli değil midir? Sosyalizm, kültür ve dayanışma, yalnızca takas ve neşeli iş, toplumların toplumu, ancak bir ruh uyandığında, örneğin Hristiyan ve Hristiyan-öncesi çağların Cermen uluslarının bildiği gibi gelebilir diyerek, kapitalist sosyalizme kendi sosyalizmimizle karşı çıkıyoruz.
Evet gerçekten de bu tür emsalsiz saçmalıklar eşyanın tabiatına aykırıdır, fakat kapitalizmin sosyalizmi tümüyle kendinden geliştirdiği ve sosyalist üretim biçiminin kapitalizm altında “serpildiğini” söyleyen Karl Marx’ın görüşü kesinlikle doğrudur. Şimdiden işbirliğine sahibiz, şimdiden, en azından yeryüzünün ortak mülkiyetine ve üretim araçlarına giden yol üzerindeyiz. Sonunda geriye kalan çok az mülk sahibini de kovalamaktan başka yapılacak bir şey kalmayacak. Gayri her şey kapitalizmden gelişmiştir. Zira kapitalizm ilerleme, toplum ve hatta sosyalizmle eşitlenmiştir. Gerçek düşman “orta sınıf, küçük sanayici, küçük tüccar, zanaatkâr, çiftçi”dir. Çünkü onlar kendileri çalışırlar ve en fazla birkaç yardımcıya ve çırağa sahiptirler. İşte bu beceriksiz, cüce teşebbüstür, oysa kapitalizm tekbiçimlidir (uniformity), binlerce kişinin tek bir yerde çalışmasıdır, dünya pazarı için çalışmaktır; işte bu toplumsal üretim ve sosyalizmdir.
Karl Marx’ın gerçek doktrini budur: kapitalizm Orta Çağlar’ın kalıntıları üzerinde tam bir zafer kazandığı zaman ilerleme damgasını vurur ve sosyalizm resmen oradadır.
Marksizm’in temelinin, bu tür bir sosyalizm İncili’nin adına Kapital denmesi sembolik olarak önemli değil midir? Sosyalizm, kültür ve dayanışma, yalnızca takas ve neşeli iş, toplumların toplumu, ancak bir ruh uyandığında, örneğin Hristiyan ve Hristiyan-öncesi çağların Cermen uluslarının bildiği gibi gelebilir diyerek, kapitalist sosyalizme kendi sosyalizmimizle karşı çıkıyoruz.
Dolayısıyla iki karşıt, keskin bir zıtlık teşkil etmektedir.
Burada Marksizm – orada sosyalizm!
Marksizm – ruhsuz, sevgili kapitalizm dikeni üzerindeki kâğıt çiçek.
Sosyalizm – çürümeye karşı yeni güç; ruh-suzluk, zorluk ve şiddetin bileşimine karşı, modern devlet ve modern kapitalizme karşı yükselen kültür.
Ve şimdi biri, bu noksansız modern şeye karşı yüzüne ne söylemek istediğimi anlayabilir –Marksizm: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin lanetidir. Şimdi daha da net olarak, bunun böyle olduğu, neden böyle olduğu ve neden sosyalizmin sadece Marksizm’e yönelik ölümcül bir düşmanlık ile ortaya çıkabileceği söylenecektir.
Çünkü Marksizm, her şeyden öte, geçmiş olan her şeye yukarıdan bakan ve onları hakir gören kültürsüz, işine geldiği gibi günümüz veya geleceğin başlangıcı diyen, ilerlemeye inanan, 1908 yılını 1907 yılından daha çok seven, 1909 yılından oldukça özel bir şeyler uman ve 1920 yılı gibi çok uzakta gerçekleşecek bazı şeylerden neredeyse nihai bir eskatolojik mucize bekleyen kimsedir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5516
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.31 01:29 omrtozd açıklama

arkadaşlar çok soru geldiği için cevaplamak istedim bize özenti diyenler olmuş arkadaşlar burasının twitchle alakası yok buraya insanlar seks ikizlerini bulmak için geliyor lütfen birbirinize insan olun
submitted by omrtozd to utheseks [link] [comments]