Ben bu adamı seviyorum

Bilirsen ki bu bedenler ihtiyarlayacak, büzüşecek, geriye hiçbir şey kalmayacak güzellikten, önce aklı seversin. Gidecek bir adamı seviyorum. Kendine zulüm etmek böyle olmalı ama bu, zulmün en asil olanı. Kemal and Nihan – Burak Özçivit and Neslihan Atagül - Kara Sevda [Endless Love] 2015-2017 Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin? Telefon Numaram: 00237 8000 92 32 Ben bu hayati seviyorum SINIRSIZ FANTEZİLERİM . Merhabalar ben Esra 30 yaşında 177 boyunda 65 kilo da sarışın uzun boylu 90-60-90 ölçülerine sahip bir bayanım. Harun Kolçak Gitme Seviyorum Şarkı Sözleri. Gönlüne sar beni sen, sen sev beni Yorgun düştüm yalnızlıktan Aşkıma kapıl da gel sen gel bana Kanım kaynar bakışından Çıldırırım beni aramazsan öfkeler sarar Gücüm kalmaz yok olamaz. Gülme sana böyle tutuldum diye Sana bir ömür adadım diye Gülme ne olur gitme seviyorum seviyorum seni adam sen sultanı ol bu sevdanın ben razıyım kölesi olmaya suyum sen olacaksan yaprak acarım ben umutlara nazarlardan gizlerim birtek dualarda zikrederim adını sen benim en derin aminim semaya acılan ellerim sen benim ALLAHA yalvarışım en güzel dileğimsin dua gibi seviyorum seni adam... Bu aralar yine 'ben neden işsiziiiieeeaammmm?' bunalımı geçiriyorum. KPSS'den 90 küsür alıp hala evinde oturan benim gibi kaç talihli vardır, bilemiyorum. Artık çatlayacağım. Her gün memurlar.net'e girip çıkmaktan bıkkınlık geldi. Hayır, onca girip bakmalarım bir işe yarasa içim acımaz. Bölüm - Seviyorum Ben Bu Adamı! Cesur ve Güzel. Takip et. 4 yıl önce 17 views. Cesur ve Güzel 4. Bölüm Özet: O “İlk Öpücük” Cesur için uçurum, Sühan için bıçak sırtı olsa da , ikisi de , o anın etkisinden uzun süre kurtulamazlar. Banu bu öpücükle Cesur’u kaybedeceğini hisseder. Ben de bir şey mi var dedim. Adam bana 'sıra var' diye çemkirdi. Ben de 'geldiğimde sıra falan yoktu, otobüsü görünce yığıldınız'dedim. Bu sırada amcanın önündeki tiki kızımız 'bordaan şoraya doooru sıra vağğrr' diye açıklamasını ihmal etmedi sağ olsun. Ben bu adamı seviyorum, dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında oturan adama: «Ona, kendisini sevdiğini haber verdin mi?» diye sordu. Adam: 'Hayır!' diye cevap verdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ona bunu haber ver!» buyurdu. Adam kalkıp o adama yetişti ve ona: 'Seni Allah için seviyorum' dedi. Ben bu adamı 55 yıldır deliler gibi seviyorum yazısı ve Ayşe ARMAN en son yazısını mı okumak istiyorsunuz, En güncel köşe yazılarını okumak için hemen tıklayın! Gündem Dünya

GRRM 2016 Söyleşileri

2020.09.14 09:50 griljedi GRRM 2016 Söyleşileri

- 2015 yılında, yapmaya karar verdiğini söylediği twistin, GoT dizisi için mümkün olmayacağını çünkü kitaplarda hala yaşayan ilgili bir karakterin dizide öldüğünü açıkladı(Elbette bir sürü karakter öldü ve bazıları hiç eklenmedi ama küçük yan karakterleri konu dışına atabiliriz diye düşünüyorum).
- Yüzsüz Adamlar hakkında...
Biliyorsunuz, suikastçilerden oluşan bir loncaya sahip olmak, yaygın bir fantezidir. Suikastçılar loncasını icat eden ilk kişi ben değildim; Biliyorsunuz, bu büyük ölçüde bir fantezi kinayesidir. Tarihte bunun için çok fazla kanıt yok. Şey ... tek kanıt, Orta Doğu'da bulunan Assassins (Haşhaşiler) adlı bir grubun olduğu ve Orta Doğu'daki insanları öldürmek için suikastçılarını gönderen Dağın Yaşlı Adamı adında bir adam olduğu, orası yüzyıllardır insanları öldürdükleri yer ama suikastçıların fantezi loncaları gibi değillerdi, bu yüzden ona kendi yorumumu koymaya karar verdim. Aslında birkaç farklı suikastçı loncası kurdum, sadece Yüzsüz Adamlar değil, Hüzünlü Adamlar ve hepsi.
Yüzsüz Adamlar felsefesinde biraz var; onlar- bazı açılardan onlar bir ölüm tarikatı ve bu dinsel bir temel, ben de bunu düşündüm ve ondan çıkarım yaptım. Gerçek dünyada daha fazla ölüm kültüne sahip olmamamıza şaşırdım, çünkü bana öyle geliyor ki, eğer bir şeye tapacaksan, ölüm oldukça iyi bir şey çünkü biliyorsun, mesela, bizim bütün bu dinlere sahibiz; sana ölümsüz hayat sözünü verirler. Hiçbiri onu teslim etmiyor. Diğer tüm dinlerdeki herkes zaten ölür, bu yüzden kazanan ölüm kültüdür. Ölüm kültü gerçekten ölüme yol açabilir. "Gelin ve bizimle ibadet ederseniz ölürsünüz." Evet, muhtemelen yapacaksın! Öyleyse ... neyse. Bunu aldım ve onunla koştum.
- GRRM, kendini pro-seks feminist olarak tanımlıyor, yani pornogrofinin ve seks işçiliğinin kadını aşağıladığını ve sömürdüğünü ve buna karşı olduğunu.
- Soru üstüne Arya’nın yakında çiçek açacağını ve ileride Arya ve Gendry’nin yeniden buluşacağını söyledi.
- GRRM Dorne hakkında konuştu! Şovu tam olarak reddetmiyordu ama bunun hakkında söyleyecek iyi bir şeyi yoktu. Bir adam, 6. sezonun onun için kitapları bozup bozmayacağını sordu. "Dizide olanların kitaplarda olacağını düşünme, dizi tamamen farklı. Kitaplar öyle olmayacak." gibi bir şey söyledi. Gerçekten ondan(show) hoşlanmadığını hissedebiliyordunuz.
- Yemekte asistanı Joanna bana bazı grafik romanların resimlerini yapan diğer asistanının "süper gizli" bir şey üzerinde çalıştığını söylediğini söyledi ve biraz sonra George masamdayken, bana Bloodraven'ı da içeren daha fazla hikaye üzerinde çalıştığını söyledi. İlk önce D&E öykülerinde Kışyarı'nın Dişi Kurtları olasılığı beni heyecanlandırdı ama sonra ben deh gibiydim, muhtemelen Winds ve sanat asistanı başka bir şey üzerinde çalışıyordu(Sonra bunu tekrar doğruladı, muhtemelen 6. kitap için Kankuzgun’u sahneleri yazıyordu).
- Targ ve Targ Olmayan Teorisinden bahsetmiş ve “İlginç, çok şey biliyorsun” cevabını vermiş(Bilmeyenler için; annesi Targ olmayan ilk doğan Targlar, anneye çekerken sonrakiler babaya çekiyor. Bknz; Rhaegar’ın kızı anneye, oğlu babaya; diğer anneden olma oğlu Jon da annesi Lyanna’ya benziyor).
- 2016’daki Bağış Yemeğindeki söyleşisi sırasında, gelmeden önce, Cersei sahnesi üzerinde çalıştığını söylemiş.
- GRRM, sanat ve oyun gibi şeyler için bazı alt lisanslar çıkardığını söyledi. GRRM ayrıca HBO'nun hikayenin tv versiyonunun tam benzerlik haklarına sahip olduğunu, yani Dany'nin Emilia'ya benzediği resimler yapılamayacağını belirtti. Kendisine iki kez sorulmasına rağmen, HBO ile kendisi arasındaki duyguda gerçek bir bağdan kaçınmakta çok dikkatliydi.
- GRRM, filmlerin kitaplardan çok uzaklaştığında nasıl nefret ettiğini söyledi(Anlayan anladı, bize sor bir de Martin! :D ).
- Bir seyirci GRRM'ye sordu: “Game of Thrones TV dizisi kitaptan uzaklaştıkça, bu, hayran kurgu hakkındaki görüşlerinizi değiştirdi mi veya herhangi bir şey yaptı mı?
GRRM'nin Yanıtı: "Hayır. Telif hakkı ihlali olduğu için hayran kurgusuna karşı çıkmaya devam ediyorum. Tabii ki HBO, bana para dolu büyük damperli kamyonlar ödeyerek bunu aşıyor. Öyleyse, evimin önüne parayla dolu büyük bir damperli kamyonla gelmek isterseniz, size biraz hayran kurguları yapmanıza izin vermeyi düşünebilirim ama o zaman bunu hayran kurgusu olarak görmeyeceğim. Bunu bir alt lisans olarak düşünürdüm. Oyun, kart oyunları ve jeton vb. Yapan kişilere birçok alt lisans yapıyorum. Ancak Harlan Ellison, yıllar boyunca çok sesli olduğu bu kurala her zaman sahipti. Onun hakkındaki konuşmasını YouTube'da bulabilirsiniz ve bence John da sanatçıya para ödemek zorunda olduğunu düşünüyor çünkü bu şekilde hayatımızı kazanıyoruz. "
(Yıllardır dizi için D&D’nin Hayran Kurgusu demiştim ve 2016’da GRRM aslında beni resmen onaylamış. Daha ne diyelim? :D )
- Martin, kimsenin Kankuzgun’unu sevmediğini düşünüyor (ben seviyorum cicim).
- Arkadaşım, Jon ve Arya arasındaki romantizm (teori) ilişkisini sordu, Jon’un Ygritte’de gördüğü Arya bağlantısını gündeme getirdi. GRRM, evet ya da hayır diye bir cevap vermedi. Onun yerine Ygritte’in, Jon’un, yanında rahat hissettiği kadınlık seviyesi olduğunu ifade etti. “Bunun bir romantizm göndermesi olduğunu düşünmüyorum, bu belirli bir fiziksel tipe bir göndermeve Jon’un takdire şayan bulduğu şeyin bir göstergesi. Bu sanki birinin size birini hatırlatması gibi, biliyorsunuz... Diğer insanlar, orada yaşayan küçük kemirgenlere benzeyen saçlar yüzünden rahatsız olabilir. (Jon) Buna alıştığı için onu rahatsız etmiyor. GRRM şimdi koridorda "Geçmişteki bazı şeylerin bu kadar güçlü bir foreshadowing olmamış olmasını dilediğini" ve "bazı yeni şeylerin o zaman daha güçlü bir foreshadowing olmasını dilediğini" söyleyerek bitirdi.
- Bunun yerine George, (kitabın) taslağının ofis binasına asılmasına ve birinin fotoğraf çekip bunları paylaşmasına "kızdığını" söyledi. Bunun sadece kendisi ve yayıncı için bir mektup olduğunu söyledi. Bunu söylerken çok kararlıydı ve yüzünde görebiliyordunuz. Daha sonra, taslaklar yazmakta, kitap teslim tarihlerini belirlemekte iyi olmadığını ve taslaklarda sık sık "b*k uydurduğunu" ve "karakterlerin yol boyunca değiştiğini" söyledi. Yan not: Geçmiş röportajlarda başka şeyler söylediğini biliyorum(karakterlerin sonlarını 91’den beri bildiğini ve hiçbir zaman değişmediğini sayısız kere söylemesi meselesi, bu yüzden muhtemelen Jaime gibi karakterler için konuşuyor olabilir), bu yüzden bunu istediğiniz gibi yorumlayın. * "Alıntılanmış" kelimeler aynen onun sözleridir.
- Ona Bran / Orman Dansçıları / Pinokyo teorimi sordum. Pinokyo'nun Bran hikayesinde sahip olduğu görünüşte ağır etkiye dikkat çektim ve o da "İlginç" diye yanıtladı. (Pinokyo)Disney filmini görüp görmediğimi sordu çünkü bu onun "en sevdiği" Disney filmi ve ne kadar "karanlık ve rahatsız edici"idi. Kitapları okuyup okumadığımı da sordu ve sonra kitap ve film arasındaki farklara değindi. George, o sırada Pinokyo'nun vicdan istemediğini ve kendisine bir vicdan vermeye çalıştığı için cırcır böceğini ezdiğini söyledi. Birisi araya girdiğinde Bran'ı Pinokyo ile ilişkilendirmeye başladı. Bunun bir çeşit dikkat dağıtıcı taktik olduğuna inanıyorum çünkü bir şeylerin peşinde düşmüş olabilirim. Sonra durup cevabının sonraki bölümünü düşünürken, başka bir kadın Shakespeare'in onu nasıl etkilediğini sordu. Bu arada, bu Shakespeare sorusu halka açık tartışma panellerinde en az iki kez daha sorulmuştu.
- Doğrudan gerçek kitaplardaki referanslardan söz etmeye başladı, o zamandan bugüne taslaktaki "farklılıklara" gitti. Ana beşlinin oyun sonunu, ve Sansa’yı da dahil ederek, Demir Tahta kimin oturacağını hala bildiğini söyledi, ancak herhangi bir ayrıntı vermedi bariz nedenlerden dolayı.
(Şimdiye kadar çevirdiğim bu söyeleşi karmaşık bir şekilde sıralanmış, bir yerde bahsedip sonra ileride tekrar bahsedip ayrıntıya giriyor veya arada başka bir şey bahsedip devame diyor gibi, anormal. Bu yüzden tekrar tekrar sorulmuş gibi düşünmeyin bazı şeyleri.)
- (Jon-Arya meselesine devam) Pekala, bunu benden daha fazla düşündün. Demek istediğim, Jon Arya'ya çok düşkün. Burada Stark ailesi yuvasındaki iki garip kuştu. Diğerleri, birbirlerine benziyorlar, ikisi de kahverengi saçlara sahipti, biliyorsunuz, Sansa ve Bran ve Rickon ve Robb'un kumral-kızıl saçlarının aksine. Yani aralarında her zaman bu yakınlık vardı. Ve bilirsiniz, Arya Jon'un bir piç olduğunu umursamadı ve Jon da Arya’nın bir erkek fatma olduğunu umursamadı, bu yüzden orada bir yakınlık var. "
- [Jon'un sevgilisini kız kardeşiyle karşılaştırmasıyla ilgili soru (ama olayı çok baya başka noktaya geçirip, başka şeylerden bahsedip, sonunda bir şeyler bağlıyor)] "O(Jon) yaptıysa, uhm ... Bu kitapları 1991'de yazmaya başladım ve uhm, 91'de üzerinde çalıştım ve sonra bir televizyon oyunu aldım, bu yüzden onu gerçekten 'Doorways' üzerinde çalışmak için bir kenara bıraktım. 92-93'te tv pilotu ve bir televizyon programı yaptım. 94'te ona [kitaplar] geri döndüm ve üzerinde çalıştım. Biliyorsun, o zamana kadar, yazar olarak kariyerimde, satış öncesinde kitabın tamamını hep daha önce yazmıştım. Bu alışılmadık bir durum. Çoğu yazar bölümler ve bir taslak yazıyor. Birkaç bölüm yazıyorlar, kitabın geri kalanının ana hatlarını veriyorlar, bunu yayıncıya veriyorlar ve yayıncı 'tamam, onu alacağım' diyor.
"Bazılarınızın fark etmiş olabileceği gibi, çok çok dikkatli bir şekilde ilgilenenler, son teslim tarihlerinde iyi değilim. Ve, uh, taslaklarda da iyi değilim. Her zaman taslaklardan nefret ettim. Fevre Dream ve Armageddon Rag ile Dying of the Light ve tüm romanlarım ile kitabın tamamını yazdım. Bölümler ve taslaklar yapmadım. Oturdum, bütün bir kitap yazdım ve ajansıma gönderdim. 'Bakın, işte tam bir kitap ve bitti' dedim. Bu şekilde son teslim tarihim olmadı, piyasaya çıkmadan önce bitti. Ve benim için iyi çalıştı. Ve ilk düşüncem bunu aynısını yapmaktı bir şekilde ama olan şey, biliyorsunuz, 1994'te, ona döndüğüm ve üzerinde çalışıyordum ve bu konuda çok heyecanlıydım ve 'Bu Game of Thrones kitaplarını gerçekten sonraki bölümlerini bitirmeyi istiyorum ' . Ama hala Hollywood'daydım ve Doorways’deki tüm bu temelleri kaybettim, hala oradaydım ... Stüdyolar ve Networklar hala benimle çalışmak istiyor, bu yüzden başka işler alıyorum "Bu filmi senin yazmanı istiyoruz", "başka bir tv pilotu yapmanı istiyoruz" gibi. Ve biliyorsun, onlardan birkaç tane aldım ve 'Aman tanrım, kitabı tekrar kaldırmam gerek' dedim. Çünkü [kitap için] son tarihim yok. Biliyorsunuz, Hollywood'u düşündüğünüzde size bir son tarih verecekler, bilirsiniz, 'burda oğlum, bu filmi yaz, üç ay sonra istiyoruz' diyorlar.”
"Bu yüzden, 'Bak, romancı olmaya geri dönmek istersem, bitmemiş olsa bile bunu satmak zorunda kalacağım' dedim. O noktada 200 sayfalık Game of Thrones'um vardı ama onlar bunu istediler "Taslaklar yapmıyorum. Ne olacağını bilmiyorum, giderken çözüyorum. Ve hep böyle yaptım." dedim. Hayır, bir taslak hazırlamamız gerekiyordu. Bu yüzden iki sayfa yazdım, ne olacağını düşündüğümle ilgili iki sayfalık bir şey. Bir üçleme olacak, üç kitap olacak, Game of Thrones, the Ejderhaların Dansı. ve Kış Rüzgarları Bunlar üç pencere başlığıydı. Ve, uh, üç kitap olacak ve bu olacak ve bu olacak ve bu olacak. Ve ben uyduruyordum.”
"Ve bu iki sayfanın çoktan unutulduğunu düşünmüştüm çünkü elbette kitaplar satıldı. Her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri'nde ve İngiltere'de satıldı. Daha fazla Hollywood işi almak zorunda kalmayacağım kadar çok paraya sattılar. Böylece etrafta 'hayır' diyebildim. 94 ve 95'te bitirmek için birkaç tane daha az [???] vardı. Bir kere ‘hayır, artık daha fazla tv show istemiyorum, bu kitapları yazmak istiyorum” dedim ve kitapları yazmaya başladım. Ve bu süreçte, taslağı hemen hemen göz ardı ettim. Karakterler beni tamamen farklı yönlere götürdü. Yani, 20 yıl boyunca o iki sayfalık şeyin var olduğunu bile unutmuşum. Ve sonra İngiliz yayıncım HarperCollins'den biri, yeni bir ofis binasına, uh, yepyeni ofislere, yeni konferans odalarına, kitaplarla ve benzeri şeylerle dekore ettikleri büyük konferans odalarına kavuştu. . Konferans odalarına yazarların adını verdiler, yani konferans odalarından biri [?] Ve bu plastik vitrinlerden birine iki sayfalık taslağı astılar, evet. [??], benden izin istemediler, sadece koydular. Ve bu iki sayfalık taslakta Jon ve Arya romantik bir öğe haline geliyor. "
(Sonra yine en yukarıda “işte bunun romantizm göstergesi olduğunu sanmıyorum... ile başlayan paragraf geliyor ve sonra 5 dakika kaldı, diye bir şey söyleniyormuş ve GRRM devam ediyormuş.)
"Biliyorsunuz, bu taslağın ortaya çıkmasına çok kızmıştım. Olmamalıydı. Bunun gibi ana hatlar ve mektuplar yalnızca editörün gözleri içindir. Kamuya açık gösterilmemelidirler. Ve, uh, onlar ayrıca [?] [?] üzerindeki kağıtlarım, tüm makalelerim ve yazışmalarım. Biliyorsunuz, o şeyleri oraya yıllardır gönderiyorum ve bu, bilirsiniz, gelecekteki bilim adamları için veya her neyse, tıpkı diğer birçok yazar gibi. Her nasılsa, kafamın arkasında 'evet, öldüğümden 20 yıl sonra bir bilim adamı girip onları bulacak' gibiydim. Hemen içeri giriyorlar! "
[1991 sonuyla devam edip etmediğini soruyorum]
- "Evet, yani nereye gittiğimi bilmediğimi söylediğimde kısmen şaka yaptım. Ana fırça darbelerini biliyorum ve ana fırça darbelerini 1991'den beri biliyorum. Kimin Demir Taht'ta olacağını biliyorum. Bazı savaşları kimin kazanacağını biliyorum, ana karakterleri; kimin öleceklerini ve nasıl öleceklerini, kimin evleneceğini ve tüm bunları biliyorum. Ana karakterler. Tabii ki yolum boyunca bir bir çok küçük karakter, bilirsiniz, ben, uhm ... 1991'de Bronn'un nasıl olacağını biliyor muydum, Bronn'a ne olacağını? Hayır, Bronn adında bir adam olacağını bile bilmiyordum. Onu yol boyunca keşfettim. 'Tamam, (Tyrion)kaçırılıyor. Bakalım orada bir çift paralı asker var, isimleri Fred ve Bronn' yazıyordu. Aslında Bronn ve Chicken'dı ve onlardan biri öldü, bir yazı tura attım 'tamam, kim öldü? Tavuk öldü, çünkü adı aptalca. Bronn daha iyi bir isim, bu yüzden Bronn'u koruyacağım.' Ve sonra Bronn oldukça ilginç bir karakter haline geldi ve bu karakterlerin çoğu kendi akıllarını kazanıyor. Siz konuşana kadar öne doğru itiyorlar ve havalı bir söz düşünüyorsunuz ve Bronn'a veriyorsunuz çünkü konuşmaya çalışıyor ve şimdi Bronn havalı bir şey söyleyen biri. [?] Karakterler bu şekilde sizde büyüyor. Bu yüzden hala yol boyunca küçük karakterlerin çoğunu keşfettiğim. Ama ana-"(cümle tamamlanmamış? Peh)
[Arya'nın ve Jon'un kaderini bilip bilmediği soruldu.]
- "Tyrion, Arya, Jon, Sansa, bilirsiniz, tüm Stark çocukları ve büyük Lannisters, evet."
(Yeminle şu ana kadar çevirdiğim en karmaşık söyleşi bu oldu, muhtemelen aktaran arkadaşın kendisinden kaynaklı çoğu ve GRRM de baya çelişkili ve yarımlı ve aktaranın bile anlamadığı bazı cümleler kurmuş. Ne diyon abi sen? Sıfırdan şimdi her şeyi tekrar daha düzenli anlat lütfen. :D Neyse şimdi başkalarına geçiyoruz, burası bitti.)
- En çok hangi karakterle ilişki kurduğu sorulduğunda “hepsiyle ilişki kuruyorum. Onlara sempati geliştiriyorum. Empati, her yazarın meydan okumasıdır. Yazmayı öğretirken insanlara ‘bildiklerini yazmak’ yerine tam tersini yazmanı söylüyor. Derileri içinde dolaşmaları gerekiyor.”
- Jon ve Robb olmak ister ama gerçekten Sam gibi (Aslında bu son dönemlerde Sam’e benziyorum açıklamalarını ilginç buluyorum çünkü ilk yıllardan beri kendisini Tyrion ile özleştirdiğini gördüm ama sanırım artık öyle olmadığını anladığı bir aydınlanma yaşadı).
- Aeron'un inancını paylaşmadığını ancak ilginç bulduğunu söyledi. İnancı sayesinde kendini bir arada tutan paramparça bir adam.
- "Brienne, zincirden örülmüş zırhlı bikini giyen DND kadın savaşçılarına cevabımdır"(Saygılar usta, aldık mesajı, seni anlıyor ve sonuna kadar bu konuda destekliyorum).
- Birisi Arthur Dayne'in öldüğünü doğrulamak istedi. "HİÇBİR ŞEYİ ONAYLAMIYORUM. 1000 aptal teorinin hüküm sürmesine izin verin ”(GRRM, ben senin....)
- Sancaksık Kardeşlerin neden R’hllor inancına geçtiği soruldu. “Çünkü onlar birinin ölümden döndüğünü gördüler. Birinin ölümden dirildiğini görsem ben de o dine girerdim.
- Birisi Brandon Stark'ın Kral Toprakları'na gittiğinde Rhaegar'ın çıkıp ölmesi dışında başka bir şey söyleyip söylemediğini sordu. George, tarihin bunu kaydetmediğini söyledi ama muhtemelen şöyle bir şeydi, "Bu uzun bir yolculuktu. Yiyecek bir şeyler var mı? Oğlum, atıma iyi bak. " (Şakanı yesinler.)
- Annem, zor zamanlar geçiren çok iyi bir aileden geliyordu ama yine de bir servet hatırası vardı. Bradys adlı ailesinin adını taşıyan uzun bir iskele inşa ettiler. Okula giderken her gün çok süslü Brady evinin önünden geçti ve kendi kendine "Neden o eve BİZ sahip değiliz? O rıhtım bizimdi! Kendimi kraliyet ailesinin sürgün edilmiş bir üyesi gibi hissettim. Belki de Dany şeylerin bir kısmı buradan geldi.”
- "ASOIAF'in bu kadar uzun olmasını planlamıyordum. İçinde dolaştım. Daha önce sadece dört roman yayınlamıştım ve her biri sadece bir yıl sürdü. ASOIAF'ı bir üçlü olarak yazmayı planlamıştım, bu yüzden üç yıl süreceğini düşündüm. İlk kitap için 1400 sayfaya ulaştığımda, uzun bir kitap olacağını biliyordum. Yaklaşık 400 sayfa kaldı ve bu ACOK'a dönüştü. Sonra "dört kitap üçlemem" beş oldu ve sonra altı kitap üçlemesi oldu. Ben onu 6 kitapta tutmaya sımsıkı sarıldım ama eşim Parris yedi parmağını kaldırmaya devam etti. Tolkien'in dediği gibi, hikâye anlatıldıkça büyüdü. "
- Konuşmanın öne çıkan bazı kısımları: -Varys ve Littlefinger, her birinin birbirleriyle ilgili zararlı şeyleri bildiği, ancak hiçbirinin diğerinin niyetinden emin olmadığı (Littlefinger daha yakın olsa da) politik bir dans oynuyor.
- Eğer en sevdiği karakteri öldürürse karısı onu terk edecek herkes diyor ki, A ile başlayıp bitiyor.
- Hayır, 2500 kişilik bir forumda Lyanna'nın son sözlerini açıklamayacak.
-Ve en açıklayıcı olanı: Winds için Kış'ın 'şeylerin öldüğü' en karanlık dönem olduğunu ve birçok karakterin karanlık yerlere gideceğini söyledi(gel de heyecan yapma :D ).
- Yedi Krallık'taki siyasi kurumların neden bu kadar zayıf olduğunu düşünüyorsunuz?
Krallık ejderhalarla birleşti, bu yüzden Targaryen'in kusuru monarşiyi tamamen onlara bağlı olarak yarattılar. Küçük konsey gerçek bir kontrol ve denge olarak tasarlanmadı. Bu yüzden, ejderhalar olmadan (krallık) aksırdı, çılgınca beceriksiz ve megalomanyak bir kral, aşk vurgunu bir prens, acımasız bir iç savaş, tahtla ne yapacağını gerçekten bilmeyen ahlaksız bir kral ve sonra kaos.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.19 13:23 galaksigezgini42 Harika boş yaptığım bir konuyla yine beraberiz. Yeeeey!

BEN KİMİM? Hepinize hayırlı günler ola. Bu post benim davranışlarım hakkımda bilgi veren bir içeriktedir. Yine de çok bir şey beklemeyin, genelde bildiğiniz konular. Okudukça yeni bilgiler edinebileceğinizi umuyorum. Bu yazı bir günde yazılmadı günlerce üstünden geçildi, eklemeler yapıldı. Aşağıda bazı konuştuğum kişileri "ne olarak" gördüğümde yazılı. En alta inin görmek için.
1)Genel Bahsetme
17 yaşındayım, genel olarak burdurland'te dolaşıyorum merak edenler için. He akıl yaşım daha küçüktür orasını bilemem. Çok bir eğitimim yok, ingilizcem bile 3 tekerlekli bisiklet seviyesinde. İnsanlara saygılı olmayı severim. Bana bir adım atıp elini uzatana elimi veririm. Tabi şimdi kavga etmeyi de severim, arasını bulmaya çalışıyoruz işte. Normal hayatta karşılaşırsanız suskunumdur burdakine göre yani yadırgamayın. Yalnız takılmayı severim pek arkadaş edinmem, bir kaç tane de dost dediklerim var geçiniyorum öyle. Aşık olmayı çok önce bıraktım, yoluma bakıyorum. Nedenini bilen bir kaç kişi var, onlara sorun çok merak ediyorsanız. Ne kadar çok insana değer verirseniz çekeceğiniz acı o kadar artıyor ya da hata yapma payınız yüzdelik değil çarpım olarak artıyor. Onun dışında konuştuğum kişilere göre; egoluyum, kızgınınım, saygıdeğer biriyim, ne dediğimi bilmez biriyim, insanlığa önem veren biriyim, insanları katletmek isteyen biriyim, kandın düşmanı, aklı beş karış havada vs. vs. istediğiniz gibi bahsedin benden. Ben de alınma gücenme yok. Adımı açıklamayacağım tabi ki onun Doctor'un koruduğu gibi korumayı yeğlerim. Bana ulaşmak isterseniz Dm'mi ne diyor bu yeni nesil, sohbet kısmı var ya orası hep açık size. Kimseyi engellemem -birini engelledim- onu da kaldıramıyorum, nereden kaldırılcak bilemiyorum. Son olarak idari işlermiş, yönetimmiş oralarla işim yok ben halkın arasında kalmak istiyorum.
2)Yazım Tarzım
Yazım kurallarına dikkat etmeyi severim, normalde dikkat etmezdim fakat bir ara bir şeyler oldu; hatırlamıyorum. Sonra özen göstermeyi başladım. Yorumlarımı ister ironik anlayın ister ciddi, hepsine verecek cevabım var. İçimde farklı kişilikler konuşur ve ben en beğendiğimi yorum atarım yani bir gün bazı konularda kendimle çelişebilirim ya da olaya göre karşı tarafı savunabilirim, çok fazla nedenden olabilir, onları sayamayacağım. Kimin ne yazdığına dikkat etmem. Benim için yazılan önemlidir, kin tutmam. Ortaya bir dava koyarım ama sorsanız çıtkırıldım bir bedene sahip, sivilceli ergen yazıyor işte boş boş (kendimi tarif ettim). Küfür etmem fakat sinirlendiğimde çok fena giydirebilirim ama sinirlenmem (ya işte cevap veremem filan demiyor da kıvıtıyor dansöz gibi). Herkesin insanlık haklarını savunurum FAKAT LGBTplus diye bir grup var ya gösteri filan yapıyorlar. Ancak idam filan edilmeye ya da toplu katledilmeye başlarlarsa vb. durumlarda onları savunurum. Eh engelleyecekler engellesin şimdi boşuna tantana etmeyelim daha sonra. Sanki sizin boğazınıza kelepçe takılıp sabahtan akşama kadar piramitlere taş taşıdınız, bu kadar bağırmanızın sokaklara dökülmenizin başka sebebi olamaz. Biraz sessiz olsanız kimse dönüp bakmayacak bile. Hepimiz tek bir gemi de yaşıyoruz, sanki yeterince sorun yokmuş gibi siz çıkıyorsunuz. Amerika ve Çin'den ne çıksa zaten bir yerinde var hayırsızlık.
3)Bu ne olsun bilemedim ras(t?)gele bahis-i vukuat yapacağım.
Redditte bir çok yeni düşünceli insanla tanıştım bunun bana yararı baya bir oldu. Şunu biliyordum ama içli dışlı kavradım artık "hepimiz aynı gemideyiz, ne kadar kavga etsekte yine beraberiz". İnsanları sınıflandırmayın artık; yok sağcı-solcu, eşcinsel-aseksüel, zengin-fakir, köylü-şehirli, genç-yaşlı. Bir şeyi bir eleştiririm, iki olur, üç olur, döndüncüde fikir sunmuyorsam sorunu çözmek için eleştirdiğim fikirden farkım kalmaz, bu Burdur'daki bir kesme ilk sözüm. İkinci ise " Kadınımızı hele ki anadoluyu bilmiş türk kadınımızı aşalayıcı sözcüklerle tabir etmeyi, genellemeyi ve İnstagram tarzı paylaşımlar yapmayın" aynı Ceza'nın da bir zamanlar dediği gibi. Benle istediğiniz gibi konuşun, yazdım mı bunu bilmiyorum ama tekrar hatırlatayım kapım hep açık. Erkeğim bu arada, bazıları kız sanabiliyor. Anarşist biri gibi gözükebilirim ama yönetime saygım vardır. İnsanlardan sır saklamalarını istediğimde bunu bozarlarsa hiç azmedemem fakat iki kişinin bildiğinin sır olmadığını bilirim. Komplo teorilerinin çoğu bana haklı gelir. İnternette sadece kendini görüyor diye büyükleriyle dalga geçen ve onların tecrübelerini görmezden gelen "Z" kuşağına benim de saygım yok. Hadi bakalım demet akalın hacı bizim mekana akalım hop beyler mekanın sahibi geldi fero arabana bakalım, hobaaaa.
4)Zevklerim
[Yukarda bahsettim ya kendimle çelişebilirim diye, asla kendimle çelişmeyeceğjm konular vardır.]
Müzikten başlayalım: Benim müzik kulağım yok. Elanur'dan Ceza'ya oradan Murat boz ve Sandal'a kadar çok geniş bir yelpazede dinleme yapabilirim. Enes Batur izlemiyorum, korkmayın. Barış Özcan'ı sevmiyorum ama izliyorum mecbur. Yeni konuları güzel bir şekilde harmanlayıp türkçe olarak sunuyor sağ olsun. Ruhi abimizin gezip göstermesini çok seviyorum. Murat Soner, Saniye Bey, Hugola, ADÇ, Berk Vural, Porçay, F&F ve anlamsız videolar izlemeyi seviyorum. Ders olarak matematik, biyoloji, fizik, edebiyat (hocalarım sağ olsun, sevdirdiler.) Tarihe ilgim vardır. 2. Abdülhamit'e özel bir eğilimim var. Ekonomiyle aram yoktur, keşke olsa da neye yatırım yapacağımı bilsem. Yeni teknolojiyi desteklerim ama insan kontrolünden çıkan ve dış müdahale tehlikesi açan teknolojiler beni endişelendiriyor. En basit ve şaçmasından: Koronavirüs aşısını yaparken bize patlayıcı nanobotlar -ya da başka işlevli olabilir- enjekte etseler sonra da 5G'de kullanılan teknoloji ile bizi öldürebilseler nasıl olur diye düşünüyorum. Ölmek benim için sıkıntı değil fakatta asfalta düşen pasta gibi de olmasın be sonumuz. Şu P!nç'tekj adamı hiç sevmiyorum. Bilgisiyar konusunda yetenekli değilim, donanım ve yazılım olarak. Bilim kurgu, aksiyon, komedi severim. Aşk, dram özellikle korkuyu benden uzak tutun. Vallahi de billahi de kız gibi çığırırım. Toprağın altına verdiklerim için ağlamam. Çoğunlukla topluma ayak uyduramam, sevmiyorum be agalar, olmuyor. Bisikletten anlarım az uğraşmadım benimkinle. Motorsiklet mi, araba mı araba derim. Kitap okumayı severim ama başlayıp ilk 100 sayfa okumak çok zor. Sonrası zaten gümbür gümbür geliyor. Umrumda değil dünya, tek umrumda olan "rüya". Çoğu konuda yarı cahilim, benle tartışmak isterseniz aklınızda bulunsun. Her zaman gideceğim yere ne kadar erken çıksam da geç varırım, çözümünü bilen yazsın. Güldür güldür'e gülüyorum zoomer hadi englle beni. Dışarı olabildiğnice az çıkarım, zevk sefa sürmeye, restorantlarda para harcamaya gelmedim ben. Haber izlemeyi de severim. Fox ile Atv'yi izleyip iki yarım elmayı birleştiririm,biraz da internet serperim. Numan Kurtulmuş'tu sanırım; evlenmeyen insanlarla ilgjlj zırvaladı bir kaç şey, alındım doğrusu. Bir de rahatsız etmek gibi oluyor ama ülke duvara toslayacak acaba her siyasal kesim kendj çıkarlarını bir kenara bırakıp ülkeyi tamir edeblir mi? Deniz mi, orman mı kesinlikle orman. Buradan bizi izleyip topluluk davranışlarını analiz eden Pentegon yapay zekasına sesleniyorum; ben de seni izliyorum. Müzik aleti çalamam, herhangi bir spor dalında yetenekli değilim. Salam yiyemiyorum, dokunuyor. Onun dışında yemek ayırt etmem. Karma benim için önemli değildir, sadece yorum yapmayı seviyorum.
5)Bitiriş
Buraya kadar ikinci kez okumadım ama bence baya güzel boş yapmışızdır, ne dersiniz? Bir de siz buraya kadar niye okudunuz ki, işiniz gücünüz yok mu. Burada cevabını bulamadığınız soruları -hiç çekinmeyin aklınıza ne gelirse sorun- ya da eleştirilerinizi bekliyorum, yorumları boşuna yapmadılar. Hepinize teşükkür ediyorum; geçmişte yaşattıklarınız ve gelecekte yaşatacaklarınız için. Hepinize selam çakıyorum ve Reddit'e döndüğümü mutlulukla söylüyorum.
6)After Credits(yanlış mı yazdım la)
[Gereksizkisi, kanlibaron, bluepizza_3, muharremgdn, Ahmetnuman4444, eatenthememer]= bir zamanlar muhabbetimizin geçtiği, bana çok şey katan ve farklı düşünce tarzlarını anlamamı sağlayan kişiler.
[Guywithoutusername, yag_r_u]=valla bir muhabbetimiz var ama hatırlamıyorum.
Hinata= Abisiyim.(yok len ciddi değilim.)
Libertus_61= Bro senin attığın mesaja tıklayınca hâlâ reddit çöküyor.
Snapo82= Loki-of-asgard-'tan kalan birisin bana.
[Heyheytoyou, batusavage_]= Reditti bana öğreten abimle ablam, sağ olsunlar çok yardımcı oldular.
Z1pyisback= yegenim.
[UniMami5, tencianillevent, brmnn25]=silah arkadaşlarım o7.
Loki-of-asgard-= Sözler yetmez mazimiz konuşsun.
EnTeLA_M_D= konuşuruz ara ara, derin muhabbetimiz var.
[Onlyteenager, kutahi]=bang bang yoluna tuz döktüm buz yedim.
[Feooooo, -warfire-]= onlar bizi izliyor.
TuzluSeker= gidişattan rahatsız.
Emirefe002= animeden ayrılmamı sağladığın için çok mutluyum.
Egeneges= Bir anlık heves.
11041987asadas=🖤
[Zeytinlipogaca, Tardizzz]= Doctor who sevdalıları.
Gumus33= başka bir seviyede. Elinde değnek ve beyaz sakalllı biri gibi benim için.
[Aykax, Bursaland]= sapık gibi beni takip ediyorlar
[Yönetici ve modlar]= bir madalyonun iki yüzü.
7)Havalı sözler
-Bir sabah hayatta olmayacak annen veya baban, tek bir gün geçirme sarılmadan.
-Gül ağacına su veririz. Lakin su hem güle yarar hem de dikene... Yanımızda yöremizde su verdiklerimiz diken olmaya meyletmişlerse sonunda mutlaka budarız!
-Dostluk bir kitap gibidir, açıp okunmadıkça tozlanır, tozlandıkça karmaşıklaşır ve unutulur.
...Sanırım hepsi bu kadar değlidi tabiki, yüzlerce kişiyle konuştum ve benim de bir sınırım var. Aklıma gelenleri yazdım diğerleri alınmasın. İsmini geçirmediğim kişilerden özür diliyorum. Buralara kadar geldiğiniz için teşekkür ediyorum, yazım yanlışlarım için özür diliyorum ve size hayırlı günler ardından yorumlar kısmına davet ederim diyerek sözlerimi bitiriyorum...
submitted by galaksigezgini42 to u/galaksigezgini42 [link] [comments]


2020.06.03 22:11 itinbiri Güzellik Uykusu - Bölüm 4

"Bana farklı gözle bakmayın insanlar, ben yanlış biri değilim ki. Beni yanlış yollara sapıtan şeytanı yenmeyi beceremedim. Ben ne haldeyim lan, bir baksana suratıma. Yılların yorgunluğu çöktü şimdi sırtıma. Ben kimseye örnek olmadım ki. Gelme kardeşim dedim, buralar kirli. Biz kenar mahallesinde büyüdük. Bir misket için gözyaşı döktük. Tamam kavga ederdim ama okuluma giderdim. Yarını öldürüp giden bir katil oldu dünüm. Bu yüzden her gece odama kapandım. Duygularımı duygusuzca aldım. Çoğu kez kendimi kurtarayım dedim, olmadı. Napayım ki günahlarımla ölüp... "
Ellerimi sıkıp, kızgın bir bakış attı bana. Zaten ne zaman ölüm lafını duysa benden, huzuru kaçar üzülür ve sinirlenirdi. Elleri sıcacıktı. Öyle bir bakıyordu ki gözlerime, kalbimde papatyalar filizleniyordu. Herzaman soğuk olan ellerimi avuçlarının arasına almış, ısıtmaya çalışıyordu. Aniden sarıldı bana. Huyudur zaten, hiç beklenmedik bir anda sarılmak. Bunu sadece ya çok utandığında ya da yanımda olduğunu göstermek için yapar. Genelde sözlerle değil gözlerle anlaşırız biz. Çünkü sözlerden çok gözlerdedir aşk.
"Ölüm falan yok, ben hep senin yanındayım. Asla bırakmam seni. Hem sen kötü biri değilsin ki. İçinde iyi bir çocuk var. Sen sadece bugüne kadar şartlar ne gerektiriyorsa onu yaptın. Öyle olman gerekiyordu, öyle oldun. Ayrıca ben seni çok seviyorum. Kimsenin fikri bizi ilgilendirmez."
Aslında haklıydı. Ben güzel bir hayat istedim. Hayat istediği şekle soktu beni. Mangırı yüklü bir cüzdanım olmadı. Bir gece duman, bir gece Kuran...
Elaya çalan kahve gözlerinin içi parlıyordu. (dünyada gördüğüm en güzel gözler ona ait) Ay parçası yüzünde biraz utanmış birazda mutlu bir gülüş vardı. O farkında olmasada, gülüşüne hayrandım. Rüzgardan dalgalanan saçlarında kayboluyordum çoğu zaman. Gören herkesi kendine hayran bırakan bir güzelliğe sahipti. (o bunun farkında değil) Ve böyle kusursuz biri beni bulmuştu. Bir yerden alan Allah, bir yerden veriyor diye düşündüm çoğu zaman.
Beni çok sevdiğini hissedebiliyordum. Gözlerine baktım. Yine utanıp kaçırdı gözlerini. Ama içten içe teşekkür ettiğimi hissediyordu. İçimde bulunan tüm samimiyetimle ona sarıldım. Şairler hep abartır sanıyordum ama gerçekten bir kızın kokusunda buldum huzuru.
Saat geç oluyordu. Sevdiğim kızı evine bıraktım. Sonra mahalleme doğru yola çıktım. Yolda hep onu düşündüm. Ben ne yaparsam yapayım bırakmamıştı beni ve hala yanımda oluyordu. Her derdimi dinler ve yanımda olduğunu söylerdi. Ben onu hak edecek ne yaptım?
Akşam ezanı okunyordu. Bizimkilerle toplandık. Cebimde son 5 liram var. Okey oynar, çay içer ve fazlasıyla gülerdik hep. Ailemden daha çok görüyordum onları. Kardeşimin neyi sevdiğini bilmezdim ama dostlarımın neyi sevdiğini adım gibi bilirdim. Onlarda ben gibiydi aslında. Saatlerce dışarda it gibi gezmeyi biz istememiştik. Evden kaçıyorduk evet ama, kimse de sormadı ki "Neden?" Evde huzurumuz yoktu çünkü. Ailelerimiz sevgi göstermekten mahrum kalmıştı sanki. Hergünümüz bağırış çağırışla geçerken neden evde durmak ister bir insan. Biz birbirimizin ailesi olmuştuk. Sevgimizi hissettirir hiç kırmazdık birbirimizi. Düşünsene, annemle en son bayramda sarıldım. O da formaliteden.
Saat yine gece yarısını geçti. Otel gibi kullandığım evime, yine uyumak için döndüm. Bizimkiler uyumuştu. Benim içimde hala bir sıkkınlık vardı. Balkona geçtim. Önümdeki yolda akan bir trafik vardı. Arabaları izlerken geçmişi düşünmeye başladım. Ben geçmişimde takılı kalan bir insanım. Doğru bir şey değil ama, kapanmayan yaralarım varken önüme de bakamıyordum. Çocukluğumdan kalan bir sürü iz, kollarımın üstünden geçen tramvaylar, geçtiğini düşündüğüm ama içten içe beni bitiren olaylar...
Tekrar yatağıma döndüm. Yeni haplar almıştım ama kullanmak istemedim. Uyku düzenimi bozuyor bu haplar. Ayrıca sevgilimin sözlerinden sonra cesarletlenmiştim. Gerçeklerle yüzleşmem gerekiyordu. O adamı tekrar görürdüm belki. Bana yardımcı olur. Boş duvarlara bakıp güzel hayaller kurarak uykuya dalmıştım yine.
Gözlerimi açtığımda, ilkokuldaki sınıfımdaydım. Öğretmen masasında aynı adam oturuyordu. Masanın üstünde 2 tane kahve bardağı vardı. Yine "beni bekliyordu" anlaşılan. Yanına geçtim bende.
"Çay olsa daha iyi olurdu." dedim.
"Kahven hep içtiğin gibi. Sütsüz ve şekersiz. Seversin diye düşündüm."
Beni şaşırtmayı başarmıştı. Ama sadece rüyaydı sonuçta. Yoksa nerden bilsin.
"Evet, günlük nasihatimi almaya geldim."
"Şuanlık nasihate ihtiyacın yok. Doğru yoldasın zaten. Çevrendeki insanların seni sevmediğini düşünüyordun. Farkettin ki aslında sana değer veren çok iyi dostların ve bir kız arkadaşın var. Onları anlatırken yüzünde salak bir gülümseme bile vardı. Hatta gözlerin parlıyordu. "
Küllüğündeki sigaradan bir fırt daha aldı. (yine L&M içiyordu)
"Ben korkulacak biri değilim. İnsanların sana baktığı gibi, sende bana bakma. Ayrıca çok soru sorma. Ben ne zaman bana ihtiyacın olduğunu biliyorum ve yardımcı oluyorum. Sadece şu manzaraya bak ve kahveni iç."
İçimden, "Peygamber misin lan sen? Nerden biliyorsun ihtiyacım olup olmadığını!" demek geldi. Fakat ilk defa ukalalık yapmak istemedim. Kahve fincanını tutup dışarıya bakmaya başladım.
İki çocuk birbiryle kavga ediyordu. Baya koyu bir kavgaydı. Sanırsın kanlı bıçaklı düşman. Sonra bir köpek çıkıp geldi. Çocukları kovalamaya başladı. İki çocuğu köşeye sıkıştırdı. Sonra çocuklar kaçamayacaklarını anladılar ve ikisi birden köpeğin üstüne yürümeye başladılar. Adama bakmadan,
"Eceli gelen it, cami duvarına işermiş."
Yüzümü pis bir gülümseme kapladı sebepsizce. Sonra adam bardağını sertçe masaya vurup bana döndü.
"Aile de böyledir çocuk. Kendi arasında ne kadar kötü olursa olsun, zor zamanda hep beraber olurlar. Ne kadar kavga edersen et, onları yüzüstü bırakamazsın. Onlar senin ailen."
Aile edebiyatı yapılmasından zerre hoşlanmam. Bir kulağımdan giren diğer kulağımdan çıkıyordu. Ayrıca adamın bu konuşması gittikçe canımı sıkmaya başladı.
" Sana ne lan! Anam mısın, babam mısın? Ayrıca merak etme, ben aileme çok güzel bakarım. Onlarla vakit geçirmemem, onları sevmediğim anlamına gelmez."
Neden bu adama cevap verme gereği duymuştum ki. Sonuçta o da diğer insanlar gibi değersizdi. Cevap vermeye bile değmezdi.
Bu konuşmam onu kırmış gibi duruyordu. İnsanları üzmekten asla pişmanlık duymadım. (ki zaten o bir hayal ürünüydü) Acı çekmesinden zevk almıştım galiba. Bu da benim kusurum. İnsanların acı çekmesinden hoşlanıyorum. Benim içim yanarken, onların gülmesi bana batıyor. Psikolojik bozukluk mu denir, yoksa başka bir şey mi bilmiyorum. Tek bildiğim şey, içimdeki şeytanın günahlarıyla boğuşuyorum.
submitted by itinbiri to u/itinbiri [link] [comments]


2020.06.02 21:54 itinbiri Güzellik Uykusu - Bölüm 3

Birkaç bağırışmayla kendime geldim. Galiba artık deliriyordum çünkü yine neresi olduğunu bilmediğim çıkmaz bir sokaktaydım. Sokak lambası etrafa loş bir ışık veriyordu. Karşımda iki kişinin bir adamın üstüne yürüdüğünü gördüm. Herzaman arka cebimde tuttuğum bıçağımı çıkardım. Neden yaptığımı bilmediğim şekilde, o iki kişinin üstüne bağırarak koşmaya başladım. Elimde bıçağı görünce kaçmaya başladılar. Adamın yanına geldim hemen. Vücuduna ve yüzüne baktım. Herhangi bir yara izi falan yoktu. "İyi akşamlar" dedim. Tam arkamı döndüm ve yürümeye başlıyacaktım ki, adam kolumdan tuttu.
"Geleceğini biliyordum. Bende seni bekliyodum."
Ne demek istiyordu bu şimdi? Yüzüne baktım,
"Ne o, sen filmlerdeki o sihirbazlardan biri misin yoksa?"
Çok ukalaca davrandığımı biliyordum. Genelde insanlarla böyle konusurdum. Çünkü insanlar, etiket fiyatlarından daha değersizler.
Lambanın altındaki kaldırıma oturdu ve bana baktı. Galiba yanına oturmam lazımdı. (Filmlerde falan hep öyle olur ya) Bende yanına oturdum. Ters bir bakış attım adama. Cebinden bir çakmak ve sigara çıkardı. (L&M içiyordu) Sigarayı ateşleyip bir fırt aldı. Sonra bana döndü.
"Daha önce hiç bu kadar sinirle bıçak sallayan birini görmemiştim."
Az önceki olaydan bahsediyordu muhtemelen. Devam etti.
"Gerçekten çok şanslısın, biliyorsun değil mi? Bir gece yarısı iki grup arasında bıçaklı kavga çıkıyor ve bu kavgadan yarım saat önce tüm şehirde 2 saatlik bir elektrik kesintisi yaşanıyor. Ne kameralar ne de bir başkası sizi görebiliyor. Polislerin elinde sadece, sen ve arkadaşlarından biriyle bıçakladığınız çocuk var. Hemde iki kez bıçakladınız. Peki annenin bundan haberi var mı? Ya da daha önemli bir soru sorucam. Sadece üstünlük için kavga ettiniz. Hayvanlardan farkınız ne? "
Adamın her kelimesi bir bıçak gibi vücudumu deşmeye başladı. Bir şeylerin kanadığını hissediyordum ama göremiyordum. Tüm bunları o nerden biliyordu? Polis bile benden habersizdi. Bu adam beni polise verirse hayatım da kararabilirdi. Ben bunları düşünürken, adam yüzüme sigara dumanı üfledi. (sigaradan nefret ederim) Sorusuna cevap beklediği aşikar.
"Belki de hayvanlardan farkımız yoktur. Bende kendi bölgemi savundum sadece. Öldürmek için değil, yaşamak için bıçakladım. Ama bende sana..."
Adam eliyle ağzımı kapattı ve bana bir bakış attı. Gözlerinden "Mahallenin güvenliği lise çağlarında bir çocuğa mı düştü sanki?" dediği çok net anlaşılıyordu.
"Sen zaten asla kendinden başkasını önemsemezsin değil mi? Bencilsin, egoistsin, ukalasın. Çevrendeki insanlara değer vermiyor olabilirsin, fikirlerini önemsemeyebilirsin ama ailene dönüp baktın mı hiç? Sana terbiyesiz, serseri, it demeleri seni üzmüyor olabilir. Ama annene, "Doğru düzgün yetiştiremeyeceksen doğurmasaydın" dediklerinde annenin ne kadar üzüldüğünü gördün mü sen hiç? Tabi ki hayır. Çünkü sen dünyanın, senin etrafında döndüğünü düşünüyosun. Utan lan. Boyun eğdirdiğin ailenin her ferdinden utan!"
Affallamıştım. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Bağırıp çağırmak istedim önce. Sonra, önceliğimin bu adamın dün gece yaşanan olayları nerden bildiğini öğrenmek olduğu aklıma geldi. Sanki dedikleri hiç umrumda değilmiş gibi,
"Hayatıma karışma bilader. Sana tek bir sorum var, sonra s*ktir olup gidicem. Sen dün gece ki olayları nerden biliyorsun?"
Sigarasının son dumanını içine çekti. Öyle zevk almıştı ki sigaradan, dumanın ciğerlerle dans ettiğini düşündüm o an.
"Ben de dün..."
Aniden yüzüm yanmaya başladı. Gözlerimi kapatıp açtığımda yatağımdaydım. Tuncay başımda oturuyordu ve bana bir kez daha vurdu. Hemen yattığım yerden kalkmaya çalıştım.
"Noluyo oğlum!?"
Sonra aniden üstüme bir şey atladı ve beni yalamaya başladı. Bu dün gece ki küçük kedi. Ne? Annem onu dışarı koymamış mıydı? Evimizde kalmasına nasıl izin verdi? Garip ama çok mutlu olmuştum. O an Tuncay bir tokat daha indirdi suratıma.
"Şerefsizlik yapma lan. Niye vuruyon yarım saattir!"
"Senin o çok sevdiğin arkadaşının doğum günü kutlamasına 1 saat kaldı. Ayıkıyon mu?"
Tabi ya. Bugün okuldan sonra çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın doğum günüydü. Okuldan çıkıp eve gelince uyumuştum muhtemelen ve hepsi bir rüyaydı. Uzun zamandır böyle rüyalar görmemiştim. Sonra masamın üstündeki hap kutuma baktım. Boş gibiydi. Doktorum sakinleştirici hapları kullanmazsam kabuslar görebileceğimi söylemişti. Hapları kullanırsam doktorun deyimiyle "Güzellik Uykusu" na dalacaktım. Güzellikten kastı, benim kafamda yarattığım yalanlardan oluşan hayallerdi. Kabuslar ise yüzleşmekten korktuğum gerçekler.
Gidip elimi yüzümü yıkadım. Dolabımdan hediyeyi aldım. Kedicik ayaklarımın altında geziniyordu. Ona tekrar süt verdim. Bir isim koymadım ona. Muhtemelen annem onun varlığını unutmuş ve onu görünce dışarı bırakacaktı. Üzerimdeki eşofmanları değiştirme gereği duymadım. Sonuçta kendimi birine beğendirmeye gitmiyordum. Zaten hayatım hep böyle rahat takılarak geçti. Kimin ne dediğini umursamadan, sadece kafamın estiğini yaparak. Tuncay'a önce eczaneye uğramamız gerektiğini söyledim. Yeni haplar almama lazımdı.
Yola koyulduk. Önce eczane, daha sonra çok iyi denemez ama güzel bir kafeye geldik. İçerdeki insanların çoğu tanıdıktı. Kapıdan içeriye adım atınca herkesin bana dikkat kesildiğinin farkındaydım. (çünkü hep böyle olur) Gözleri morarmış, yorgunluktan sarhoş gibi yürüyen ve sert mizaçlı, itici bir çocuk işte.
Sakin bir yere geçip oturmaya başladık. Müzik sesi, kafama vurulan bir balyoz gibiydi. Kalabalık ortamlardan nefret ederim zaten. Ama arkadaşımız sonuçta, ayıp etmek istemedik ve katlandık hepsine.
Hediye verme zamanı gelmişti. Tuncay'la ben dışında herkes hediyenin yanında bir küçük not yazmıştı. "İyi ki doğdun canım arkadaşım." "Seni çok seviyorum." "Kankaların bir tanesi" gibi çocukça notlardı ama buram buram samimiyet ve sevgi kokuyordu. Yani kokmasa bile çocukların gözlerinden okuyordum samimiyeti. Daha önce bana hiç böyle bakmamıştı insanlar. Ben hediyemi uzatırken yine öcü görmüş gibi bakıyorlardı bana. Bu beni hiç rahatsız etmemişti ama rüyamdaki adamın o konuşmaları geldi aklıma ve ilk defa rahatsız oldum. Hediyeyi verir vermez Tuncay'ı kolundan çekiştirip dışarı götürdüm.
Bu hareketime anlam verememişti ama bir şey de demedi. Hemen 5 kişilik tayfamızı toplayıp herzaman oturup muhabbet ettiğimiz ağaçlık yere gittik. Hepsi mutluydu. Konuşuyorlardı, gülüyorlardı, el kol şakaları falan. Arkadaş ortamı hep sakinleştirici etkisi yarattı bende. Tüm dertlerden uzaklaşıyordum onlarlayken. Çok iyi dört kardeşe sahibim. Gece saat bire kadar oturduk. Onlar konuştu, ben rüyamdaki adamı düşündüm. Haklı olamazdı. Çünkü haklı olmasını istemiyordum. Hiç tanımadığım, üstelik rüyamda gördüğüm bir adam nasıl bu kadar etkilemişti beni? Ben iyice dalıp gitmişken. Selo koluma dokundu,
"Hayırdır len, bi sorun mu var? Varsa bilelim kardeşim."
Bir anda hepsi meraklı gözlerle bana bakmaya başladı. Yaşadıklarımı ve duygularımı onlara anlatmıycaktım. Çünkü kimseye duygularımdan bahsedecek kadar cesur olamadım. Ne demem gerektiğini bilmiyordum. Ama artık bazı şeylerle yüzleşmem gerekiyordu galiba.
"Beyler, ben kötü biri miyim?"
submitted by itinbiri to u/itinbiri [link] [comments]


2020.03.02 20:23 19720i Gerçek Bir Arkadaşlık Hikayesi

Şimdi öncelikle hepinize selamlar ben İzmir'de yaşayan adı Mustafa Kemal olan bir doktorum. 2 gün önce olması lazım lokma yiyordum. Lokma yerken içeri daha önce hiç tanımadığım bir adam içeri girdi. Onu daha önce hiç bu çevrede görmemiştim ve adam lokmasını yerken bi anda sanki boğuluyormuş gibi bir tepki verdi tabii ben de bi doktor olduğum için hemen olaya müdahale ettim. Adamı ani hareketimle soluk borusuna kaçan lokmadan kurtarmıştım. Adam bana teşekkür ettikten sonra beraber muhhabet etmeye başladık. Adam Ukranyalı bir göçmenmiş. Bana mesleğinin su tesisatçısı olduğunu söyledi ve adamla yaklaşık 30 dk'lık muhabbetten sonra oradan ayrıldım. Bi 2 gün sonra karım tuvalete bağırmaya başladı. İçeri girdiğimde kafası klozete sıkışmıştı. Onu ordan çıkarmaya çalıştım ama ne kadar çalıştıysam çalışıyım başaramadım. Sonra lokmacıda tanıştığım adam aklıma geldi. Sonuçta hayatını kurtarmıştım. Adamı eve çağırdım. Adam karıma yardım ederken ben de içerde kahve içiyordum. Nede olsa adam işi yapmaya çalışıyordu. Ben de boşuna müdahale etmeyeyim dedim. Adam yaklaşık 40 dakika sonra karımı sıkıştığı yerden kurtarmıştı. Adama çok teşekkür ettim. Adam evimden çıkarken kemerini bağlıyordu. Önce anlamamıştım içime bir şüphe düşmüştü ama adama güveniyordum. Adam evden çıkarken gülüyordu. Karımın yanına gittiğimde aşırı mutlu olduğunu fark ettim. Karım direkt duşa girdi. Duştan çıktıktan sonra banyoya girdim. Biraz etrafı karıştırdım. Çöpte doğum kontrol hapı vardı. Aşırı mutlu olmuştum. Baba olacaktım. Ama anlamadığım lokmacıda tanıştığım adam artık sürekli bizim eve gelip 40 dk kalıp gidiyordu. Galiba tuvaletimiz sürekli bozuluyordu anlamadım. Neyse karım doğum yaptı. Çocuk bana hiç benzemiyor ama baba olmuştum. Benim de böyle bi anım var adamda artık hep bize gelip gelip gidiyor. Giderken de kafama şaplak atıyor. Sizin aileyi baya seviyorum diyor. Allah herkese böyle arkadaş nasip etsin.
submitted by 19720i to kopyamakarna [link] [comments]


2019.10.27 01:17 Lord_of_Kinder 9 haftanın sonunda oyuncu yorumlarım

Altay(10/7): Yaşını da göz önünde bulundurarak inanılmaz bir iş yaptığını düşünüyorum. Yan topları da geliştirirse top tier'a kadar yolu var. Muslera'yı örnek almalı.
Isla(10/5): Sakatlıktan dönmesine rağmen vasatın altına düşmüyor fakat çok kötü orta yapmaya başladı, kötü orta açarsan senin puanını kırarım çocuk. Yine de seviyorum, düzelecek.
Zanka(10/7,5): Cafcaflı hiçbir özelliği yok fakat kritik hiçbir özelliği vasatın altında değil. Garanti oynuyor, mücadeleci ve ayağı iyi. Sınıfı geçti gözümde.
Serdar(10/7,5): Fakir Kjaer'i, zengin Sadık'ı. Takıma yakışacak performans gösteriyor.
Jailson(10/8,5): Onun canı sağolsun hataları yüzünden yediğimiz goller için. Hernekadar çok sevsem de, orta sahadaki taşşaklı abileri sebebiyle çok fazla süre alacağını düşünmüyorum, hakettiğini düşünüyorum ama çok fazla dominant adam var önünde birazdan bahsedeceğim.
Hasan Ali(10/?): Sakatlık dönüşünden bağımsız olarak, her zaman söylediğim gibi, ben tek özelliği mücadeleci ve yüreğiyle oynayan oyuncu istemiyorum kardeşim. Sol bek her zaman Fenerbahçe oyunlarında en önemli mevkilerinden biridir(bkz. Caner Erkin'li Fenerbahçe). Hızlı düşünemeyen, sağ ayağı ile çok rahat kullanabileceği topları ısrarla sola çekmesi ve yavaş olması, soldan sürekli, sürekli ve sürekli bombeli ve kavisli ölü pasları ve binlerce taç atışına sebep vermesinden yıldım. Yeri üst düzey bir LB ile değiştirmeli devre arası veya sezon sonu. Seneye şampiyonlar ligi var.
Dirar(10/7?): Verilen görevi hakkıyla yerine getirdi LB'de. Lakin yine de en kısa sürede tatlı tatlı ayrılalım diyorum artık. Sağol.
Emre(10/10): 35(?)'de gitti, 39'da geldi. Ulan o 4 yıl kalsaydın neler değişirdi acaba çok merak ediyorum. Mevcut takım aura'sının hammaddesi. Emre gibisi olmaz ama seneye onun seviyesine yakın bir lider gerekebilir. Efsane.
Ozan(10/8,5): Hayvani çıkışı için kendisini ayakta alkışlıyorum. Ben üzülerek Ozan yakında futbolu bırakır derken çalışıp hollywood klişesi gibi geri geldi. Artık profesyonel bir futbolcu gibi oynuyor. Gözü kara, ayakları fiziğine göre çok hızlı, çok tempolu. Enerjisini biraz daha verimli kullabilir ise son kararlarını da daha iyi verecektir. Vazgeçilmezliğe çok yakın.
Gustavo(10/9,6): Sana saat alacam! Ben hala inanamıyorum bu Topal'dan Gustavo'ya keskin geçişe. Bir oyuncu bu kadar mı dominant olur güzel kardeşim. Bir de üstüne mücadele özelliği de yüksek ve takıma hemen ayak uydurdu. Büyük gururluyum ona sahip olduğumuz için. Kız olsam ilk Gustavo'ya verirdim.
Ciğerci(10/9): Verim/beklenti oranı bence en yüksek futbolcu şuan. Hem birçok pozisyona uygun olması, top tekniği, pozisyon bilgisi ve takıma uyumu sebebiyle mükemmel bir yedek olduğunu düşünüyorum. Sakatlık dönüşü Ekici kadar verim bekliyordum, çok fazlasını verdi. Formaya yakışıyor.
Rodriguez(10/8?): En sevdiğim futbolcu tipi. Nadir patlamalar yaşasa da patlayınca tam patlıyor. Moses'deki dar alan kabiliyeti bunda olsa zaten bizde olmazdı. Çogiyi transfer. Performans sürekliliği sağlarsa ortalığın amına koyacak.
Moses(10/?): Ne iyi diyebiliyorsun ne kötü. Süratli ve fizikli fakat son dokunuşlarda sıkıntılı. Bu yüzden Chelsea'de tutunamadı, geri alacaklarını düşünmüyorum. Muhtemelen bizde kalır, daha iyisini bulursak neden olmasın ama kalırsa da problem olmaz.
Kruse(10/7): Burada 10 üzerinden 9 üstü vermeyi çok isterdim. Asistleri olmasa 4 alacak bir performans gösterdi şuana kadar. Patlama yapmalı. Kalitesi tartışılmaz. Dominant olmasını bekliyorum.
Türüç(10/7): Çok iyi bir yedek. Top hakimiyeti ve güçlü ayağı artı özellikleri fakat bazen bencil oynuyor. Beklentimin üstünde oynadı şuana dek. Formaya yakışıyor.
Mevlüt(10/?): Vedat için güzel bir yedek, zaman zaman çift forvet oynarsak orada da verimli olabileceğini düşünüyorum. Son anda gelen çok iyi bir transfer.
Ferdi(10/?): Amk oynatın şu adamı artık en azından son 10-20dk. 5-10 maç oynasa avrupa radarına rahat girecek kadar kaliteli bir genç bu. Hazırlık maçlarında oynadığı her dakika heyecanlandırdı beni. Sikerim sizin fizik gücünüzü, herkes ayı gibi güçlü olmak zorunda değil.
Murat(10/?): Bir süperstar adayı daha. Tamam kritik bir sezon ama az biraz süre alması lazım artık. Riske girmeye değer bu tür potansiyel için. Dev kulüplerde sayısız 18-20 yaş oyuncu var süre alan.
Tolgay(10/?): Önünde net 4-5 adam var ondan daha iyi olan. Kötü oyuncu değil ama sivrilen de hiçbir özelliği yok. Yollar ayrılmalı.
Muriqi(10/10): Seni sona sakladım deli oğlan. Şu kadar açık söylüyorum, Alex ne kadar 100 yılda bir kulübün başına gelebilecek bir forvet/forvet arkası idi ise, Vedat da en az o kadardır. Onu yorumlamaya yetecek kabiliyet bende yok. Nazar değmesin.
submitted by Lord_of_Kinder to FenerbahceSK [link] [comments]


2019.09.30 08:06 fordcu Yaşadığım en güzel anıyı anlatıyorum toplanın.

Bir gün internette bir iş ilanından çağrı merkezi elemanı aranıyor ilanı gördüm. Telefon ettim gelin görüşelim dediler gittim. Bi baktım telefon dolandırıcıları amk. Özel hastanelerdeki doktorlarla iş birliği yapmışlar. Doktorlar hastaların tüm bilgilerini bunlara vermiş. Arayıp 350 liraya check-up zımbırtısı satıyorlar. Adam da yok kardeşim istemiyorum falan diyor işte. Sonra diyorlar ilk yıl ücretsiz kullanmışsınız bu ikinci yılım parası böyle anlaşmıssınkz elimizde elektronik imzanız var cart var curt var adama bütün bilgilerini sayıyorlae adamı korkutuyorlar falan filan.. Anlatacağım olay bu değil. İçeriye girdim adamlar dedi işk basta check-up için bilgilendirme yapcaksın iyi dedim bende. Sonra telefonla konusulan yere git arkadaşları dinle ilk gün ikinci gün şu masaya oturcan falan dediler. Ben de gittim bir çocuğun yanına oturdum bunların dolandırıcı olduğunu anladım içimden dedim siktirin amk dolandırıcıları. Neyse kafayı bir kaldırdım en az üç tane taş gibi hatun. Hassssssiktir dedim bu ne amk. Çaya çıktık ben çayda muhabbeti kurdum bunlarla ağzımda iyi laf yapıyor. Çaydan dönüşte gamze diye bi kızın yanına oturdum. Kız diyarbakırlıymış ama hayatta anlayamazsın hatun bildiğin ateş ediyor. Daha aradan 2-3 saat geçti ben bunla arkadaş oldum yazıldım kıza. Dedim zaten piyasada iş yok, bir ay takılayım bu hatunla vakit geçireyim 1600 lira paramı da alır siktir olup giderim ( asgari ücret 1600 liraydı o zamanlar) bi gün iş yerine bir gittim patron yok, onun yanında başka bir karı vardı o da yok. Patron o günlük yetkiyi gamzeye vermiş. Karı doğum yapmaya gitmiş patronda gelmemiş falan. İçerde 4 kişiyiz. 2 kız 2 erkek kaldık. Çocuk dedi gamze nasıl olsa patron yok ben yarım saat erken kaçıyım. Öbür kız dedi ayy bende sevgilimle buluşacaktım hadi ben de 15 dakika erken kaçıyım... Gamzeyle kaldık ikimiz. Ben gittim bunun yanına hadi biz de gidelim bi yerlerde bişeyler yiyelim dedim. Olmaz gidemeyiz şirketin telsizini arar şimdi patron kontrol eder zamanında çıkalım dedi. İyi dedim gel o zaman bi çay yapalım ofisin içinde içelim. Neyse birader ofis boş bir evdi tuvalete en yakın odaya geçtik bütün kapıları da açtık biri gelirse duyalım diye. Kıza dedim kapı açılırsa sen hemen tuvalete git ben de bu odada çay içiyormuşum gibi yapcam. Karıya bir yapıştırdım orda. Tam 3. Haftanın sonunda. Zayıf esmer bir şey ama ne yapıştırmak! Bi masa vardı o odada yemek yediğimiz yatırdım masaya göt deliğini yalıyorum amk. Bildiğin karının götü deodorant kokuyor. Başladım buna götten sokmaya. Benim yarak girmedi ilk başta göte. İki parmağımı soktum anal sevmiyorum falan diyor bana daha önce götten hiç vermemiş. Dedim ben seviyorum. Parmağımla genişlettikten sonra zar zor yarağın başını soktum buna. Sonra ittire kaktıra siktim bi yandan da üstüne yatmışım yanağını dudağını neresi denk gelirse yalıyorum. Ağzına boşalıyım mı dedim boşal dedi. Ağzına bi boşaldım karı dölümü yedi amk geri çıkarmadı bile. Bizim iş bitti telefon çaldı. Açtı telsizi karı kan ter içinde belli etmemeye çalışıyor patronla konuşuyor şimdi kapatcaz ofisi falan dedi. Sonra aradan 1 hafta daha geçti maaşımı aldım siktir olup gittim. Sonra çok yalvardım karıya bi daha vermedi ama ne sikmiştim amk yaaaa ilk defa size anlatıyorum amk.
submitted by fordcu to KGBTR [link] [comments]


Kiralık Aşk 49. Bölüm - Bu Adamı Çok Seviyorum - YouTube BEN BU İKİ İNSANI ÇOK SEVİYORUM Deföm❤Ben defneyi seviyorum❤انا احب دفنه❤ YİBEL 11. Bölüm - 'Ben bu adamı çok seviyorum Derya...' BU ADAMI SEVMİYORUM Kara Sevda 6.Bölüm  Ben bu adamı çok seviyorum! - YouTube

Candan Ünal Gidecek Bir Adamı Seviyorum Hikayesi

  1. Kiralık Aşk 49. Bölüm - Bu Adamı Çok Seviyorum - YouTube
  2. BEN BU İKİ İNSANI ÇOK SEVİYORUM
  3. Deföm❤Ben defneyi seviyorum❤انا احب دفنه❤
  4. YİBEL 11. Bölüm - 'Ben bu adamı çok seviyorum Derya...'
  5. BU ADAMI SEVMİYORUM
  6. Kara Sevda 6.Bölüm Ben bu adamı çok seviyorum! - YouTube

Deföm Ben defneyi seviyorum انا احب دفنه Ba Toule. ... Bu Nasıl Veda *Ömer & Defne* منقول ... Bu Adamı Çok Seviyorum - Duration: 1:11. Kiralık Aşk 553,333 ... Kiralık Aşk'la ilgili her şey startv.com.tr'de → http://www.startv.com.tr/dizi/kiralik-ask Kiralık Aşk'a Abone Olmak İçin → http://bit.ly/ka-dd-sub Kendi ... YİBEL 14. Bölüm - 'Aylarca seni sevmem için hırpaladın beni şimdi de sevmemem için hırpalıyorsun!' - Duration: 1:25. once upon a vision 71,102 views Attack On Titan sermizin yeni bölümünde yine Armin bebesiyle uğraşıyorum. Oyun çok eğlenceli devlerin bazı haraketşeti baya komik lakiiiin BIKTIM SENDEN ARMİN KANALIMA ABONE OLMAK ... BİNALİ YILDIRIM YENİLDİ AMA EZİLMEDİ https://www.liberalsosyalist.com https://twitter.com/memduhtv https://www.facebook.com/liberalsosyalist https://www.inst... Kara Sevda En İyi Sahneler →https://www.youtube.com/watch?v=3dywO6g7OAA&list=PLwjf4vKFw7V1U4FU3_0c7d6ZAdEe3tdJj Kara Sevda Resmi YouTube Kanalı: http://goo...